Yeni Dünya Düzeni (YDD) dediğimiz emperyalizmin yeni evresinde, bu sömürü düzenini ortadan kaldırabilecek iki aktif coğrafyadan birisi Latin Amerika ise diğeri Ortadoğu’dur. Latin Amerika ve Ortadoğu’nun; tarihsel, sosyo - ekonomik ve siyasal koşulları göz önünde bulundurulduğunda, küselleşmenin yumuşak karnını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Yeni Dünya Düzeni’nin egemen ülkeleri ve uluslararası şirketleri bu iki kolonu yitirdiğinde, metropol kapitalist ülkeler önemli iki ayağını kaybetmiş olacak. Belki de yaşam alanları dünyanın çok küçük bir kesiminde var olacak.
Bu iki bölgedeki; askeri, ekonomik ve siyasi güçlerini yitirmek istemeyen ABD; Latin Amerika ve ortadoğu coğrafyasında derin hesaplara girmekte, hatta değişik varyasyonlarla insanların kanı üzerinden bu topraklara şekil vermeye çalışmakta. Halkların devrimci ve ilerici mücadeleleri karşısına, kontrgerilla faaliyetleri örgütlemekte, kendi çıkarları tehlikeye girdiği noktada, topyekün bir savaş siyasetiyle hegemonya kurmaya çalışmakta. Kimi zamanda çıkarlarına ters düştüğünde tüm uluslararası hukuk kurallarını ayaklar altına alarak, bir devlet başkanını kaçırarak rehin almakta.
YDD’nin yaratmaya çalıştığı insan tipolojisinin karşısına, Ernesto Che Guevara’nın yaratmaya çalıştığı ‘özgür insan tipolojisiyle’ karşı durulabilir. Latin Amerika’daki ve Ortadoğu’daki özgürlük mücadeleleri bu güne kadar süren isyanların, bir kısmının yenilgisini ‘özgür insanın’ ortaya çıkarılamamasına ve toplumun geniş kesimlerince içselleştirilmesinin becerilememesine bağlayabiliriz. Örneğin Latin Amerika’da Gerilla Mücadelesinin Önderleri cezaevlerine girdiklerinde, cezaevlerinde devletin uyguladığı ‘rehabilitasyon’ karşısında direnç göstermemişler ve özgürlüklerine kavuştuklarında sendikaların liderlerine dönüşmüşlerdir. Eğer bu insanlar Che’nin 1960’lı yıllarda hayata geçirmeye çalıştığı ‘yeni insan’ dediğimiz kavramı içselleştirebilmiş olsalardı, 1970’lerde başlayan ve 2000’li yıllara kadar devam eden Latin Amerika’da solun yenilgisinin önüne
geçilebilirdi. Ancak bu durum 2000’li yıllarla birlikte Latin Amerika’da solun egemenliğinin yeniden kurulması sonrası geçerliliğini yitirmiştir. Şu anda şöyle veya böyle Latin Amerika’nın bir kısmı sol iktidarlarca yönetiliyor ve küreselleşmenin yarattığı dejenerasyondan da kendilerini soyutlamış görünüyorlar. Günümüzden geriye doğru bakıldığında Che Guevara’nın ortaya çıkarmaya çalıştığı yeni insan mayasının geç de olsa bölgede tuttuğunu söyleyebiliriz.
Latin Amerika’da birçok illegal yapı, 1980 sonrası legalite içerisinde konumlanmışlardır. “Gerilla Bilanço Çıkarıyor” adlı kitap bu konuda ayrıntılı bilgi vermektedir. Ortadoğu ve Latin Amerika’da kurulu düzene entegre olan kişi ve kurumlar küçük burjuva zaaflarına yenilmişlerdir. Yani ideolojik değil kişisel insani problemlerdir. Özgür insan sorununu incelerken, insanın insani yanına da vurgu yapmak gerekmektedir.
ABD Latin Amerika'yı arka bahçesi olarak görüyor ve son yüzyılda bölgede bir dizi saldırı - darbe ve operasyona imza attı. Son saldırısı ise Venezüella Devlet Başkanı Maduro'nun kaçırılması oldu. ABD Trump ile birlikte küresel bir güçten, bölgesel saldırgan bir güce dönüşmeye başlıyor. Bu da Venezüella saldırısının diğer yüzü.
Önümüzdeki yıllar Latin Amerika'da "Che'nin Özgür İnsanları - bireyleri" ile "emperyal kapitalist sistemin kişiliksiz - omurgasız güruhu arasında" olacak. Tarihin tekerini geriye doğru çevirmeye çalışanlar kaybedecekler.
World Media Group (WMG) Haber Servisi