“MECLİS’TEKİ İFTARA KATILACAKTIM AMA YİNE BALTA ÇEKTİLER; İFTARA TANJU ÖZCAN’IN YANINA GİDECEĞİM”
“MAZOTA BU ZAMMI YAPMAYIN, EŞEL MOBİL İLE ÖTV’DEN KARŞILANABİLİR VE ÜLKESİNİ SEVEN BUNU UYGULAR”
“BİR TARAFTA, ‘YÜKSEK GELİRLİ ÜLKELER LİGİNE GİRDİK’ DİYE CAKA SATAN MEHMET ŞİMŞEK, DİĞER TARAFTA, ‘EMEKLİYE PARA YOK’ DİYEN BİRİSİ VAR”
“ESENYURT, ‘AHMET ÖZER’ DİYORSA İNATLAŞMAYACAKSIN, ONUN VE ZEYDAN KARALAR’IN GÖREVE İADE EDİLMEDİĞİ HER GÜN SİYASETEN AK PARTİ’YE KAYIPTIR”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, Türkiye’nin dört bir yanından grubumuzu onurlandıran değerli konuklarımız, bugün burada il başkanlarımızla, belediye başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle ve kıymetli grubumuzla birlikte sizlere ev sahipliği yapıyoruz. Televizyonları başında izleyenlere, radyolarından dinleyenlere Cumhuriyet Halk Partisi olarak selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz” dedi. Özel, şunları söyledi:
“DARBEYE KARŞI DURDUĞUMUZ 93 EYLEMİ GERİDE BIRAKTIK”
“Yoğun bir haftayı hep beraber geride bıraktık. Daha yoğununa da hep birlikte başlıyoruz. Çarşamba günü İstanbul’da üçüncü bölge mitingimizi gerçekleştirdik. Ardından da Burdur’da il mitingimizi, eylemimizi gerçekleştirdik. Bir sivil darbeye karşı durduğumuz; işçinin, emeklinin, çiftçinin, kadınların, gençlerin derdini konuştuğumuz 93 eylemi geride bıraktık. Dün ise Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizin tanıtım toplantısında liyakatli, güçlü kadrolarımızı tanıtırken; parti programımızın hükümet programı çalışmasına evrildiği ilk çıktıları, milletvekillerimizin, Parti Meclisi üyelerimizin ve Cumhuriyet Halk Partisi örgütünün, yetmez; dünya siyasi tarihinin en kalabalık, en güçlü seçim kampanyasına hazırlanıyoruz. 19 Mart darbesine karşı 23 Mart’ta dayanışma sandıklarına koşan 13,5 milyon gönüllüyle ve devamında Ekrem Başkan’a ve yol arkadaşlarımıza sahip çıkan herkesle, darbenin karşısında duran bütün demokratlarla birlikte önemli bir yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bunun için dünkü tanıtım toplantımıza kulak kabartan, ardından il ve ilçe başkanlıklarımıza bu vaatlerden, bu seçim yürüyüşünden duyduğu memnuniyeti ifade eden ve bizimle birlikte bir devri kapatıp bir devri açmak isteyen, 100 yıl sonra yine Cumhuriyet ve demokrasi için, yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, hep birlikte kalkınmak ve eşitçe paylaşmak için ümidi bizde olanlara selam olsun. O yüzden durmadan çalışmaya devam edeceğiz.”
“BU MÜCADELE EZENLE EZİLEN ARASINDADIR”
“Biz bu eylemlere başlarken bunlara mevsimlik ya da konjonktürel ömür biçenler olmuştu. Demişlerdi ki ‘Bu ilk iki - üç eylem, miting olur. Sonra milletin heyecanı söner. Yaz gelir, öğrenciler gider ve İstanbul boşalır. Sıcak olur, millet eyleme katılmaz, memleketine gider.’ Biz de demiştik ki ‘Bunlar siyasette miting yaparken, toplantılar düzenlerken gözetilecek işler. Ama durum o değil, duygu o değil. Bu millet seçtiğini bırakmaz, seçme hakkını bırakmaz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten emanet Cumhuriyet’in en büyük kazanımı sandığı bırakmaz. Sandığa el uzatan oldu mu o elin karşısında dimdik millet durur. Devletini sever ama devleti milletin karşısına dikerseniz, o zaman millet sandığı savunur. Millet kazanır’ dedik. O günden bugüne de 46 derece sıcakta 15-16 kişinin bayıldığı eylem de oldu, eksi 4 derece sıcakta donduğumuz ama meydandan ayrılmadığımız, birlikte dolunun, karın ve tipinin altında kaldığımız ancak asla bir adım geri atmadığımız eylemlerimiz oldu. Çünkü o eyleme katılanlar biliyorlar ki bu mücadele, otokrasiyi savunanlarla demokrasiyi savunanlar arasındadır. Çünkü bu mücadele zalimle mazlum arasındadır. Çünkü bu mücadele ezenle ezilen arasındadır. Bu mücadele emeği sömürttürenlerle emeği sömürülen işçi sınıfının arasındadır. Bu mücadele yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş, ‘Artık sen rahat et, sana biz bakacağız’ diye emeklilere seslenip de sonra bu toplum sözleşmesini bozanların, dünyanın en vicdansız emekli maaşını; yoksulluğun, açlığın, sefaletin maaşını veren vicdansızlara karşı emeklilerin haysiyet mücadelesidir. Onlarla emekliler arasındadır. Bu mücadele kendi iktidardan gidecek kaygısı dışında bu topraklarda hiçbir kaygıyı görmezden gelenlerle, geleceğinden kaygı duyan gençler arasındadır. Gençlerin onur, var olma ve haysiyet mücadelesidir. O yüzden güç bir haftayı geride bıraktık. Daha zoruna, mücadelenin daha koru koruna verileceği yeni bir haftaya da burada hep birlikte giriyoruz.”
“KRİZİ DOĞRU OKUMAYAN BİR YÖNETİM VAR”
“Değerli arkadaşlar, dünya kritik bir eşikten geçiyor. Bakmayın yandaş basınlarına, televizyonlarına, birbirlerine dizdikleri övgülere. Diplomasi yapılmadığında; ‘Dik duruyorlar.’ Diplomasi yapmaya başladıklarında; ‘Efendim doğrusunu yapıyorlar.’ 180 derece geri döndüklerinde; ‘Hep arkasındayız, ne kadar güzel?’ Ama maalesef yeni bir krizle ve bu krizi doğru okumayan bir dış politika yönetimiyle karşı karşıyayız. Türkiye’nin çaresizliğini, maalesef iktidarın teslimiyetini, Gazze’yi yerle bir etmiş olanlara, orada soykırım yapmış olanlara, bir yandan ‘eli kanlı katil’ derken onlarla Gazze için aynı masaya oturanları, adı ‘barış’ olan ama ‘Gazze şeridi güzelmiş, burada Filistinlilere yer yok. Onları yandaki ülkelere süpüreceğim. Buraya oteller, kumarhaneler dikeceğim. Çok da doğalgaz varmış, onu istiyorum’ diyen Trump’ın adını ‘barış masası’ koyduğu ama Gazze’yi, Filistin’i işgal masasına Netanyahu ile birlikte oturanların ve Trump’a teslimiyet, Netanyahu ile görünürde kayıkçı kavgası… Ama dün Trump’a sorulunca ‘Erdoğan iyi iş çıkardı, ona güveniyorum. Netanyahu ile arasında sorun yok. Bir sorun yaşamayacaklar. Onlar da birbirlerine saygı duyuyorlar’ ifadeleri ortadayken, Türkiye’nin bölgede Amerikan planının bir parçası olması noktası, ‘Netanyahu ile birlikte çalışacaklar’ diyen Barrack’a… Türkiye Büyükelçisi bu. Daha geçtiğimiz aylarda ‘Trump akıllı. Benim aklıma hiç gelmemişti. Erdoğan’da olmayanı ona veriyor, karşılığında istediğini alacak’ diyen Barrack bu. Ne veriyormuş? Türkiye’de meşruiyeti yokmuş Erdoğan’ın, kendisine Trump meşruiyet verecekmiş. Karşılığında istediğini alacakmış. İşte tam o günleri yaşıyoruz. O günlerde Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip de öyle daha görüşmeden önce yasak savmalık, Filistin’in F’sini anınca, Amerikan Dışişleri Bakanı’nın ‘Trump ile beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar. İşte Türkiye’ dediğini unutmadık. O görüşmenin ön görüşmesi Trump’ın oğluna Türkiye’deki nadir metalleri, elementleri söz vererek, ‘300 tane uçak alacağız’ diye söz vererek, pahalı ‘LNG’yi alacağız’ diye söz vererek, ‘Çin malına vergi koyacağız’ deyip daha gitmeden koyarak, ‘Amerikan malından vergi sıfırlayacağız’ deyip gitmeden indirerek gerçekleşen görüşme.”
“150 KIZ ÇOCUĞU ÖLMÜŞ, KİMSENİN SORGULADIĞI YOK”
“‘Beş dakika için yalvarıyorsunuz’ denen görüşmedeki teslimiyet, işte bugün yaşananlar. 71 bin Filistinli ölmüş. Filistinlilerin olmadığı masaya, ‘Olmayacak’ dedikleri Netanyahu’yu oturtup onunla birlikte Filistin’i işgal planını konuşmak. İran’a, bir ülkenin yönetim kadamesine, toplantı sırasında, Birleşmiş Milletler kararı olmaksızın… Hatta onlarla müzakere yürütürken, Londra’da görüşmeler yaparken, cuma günü ayrılıp ‘Pazartesiye bize düşüncenizi söyleyin, kırmızı çizgilerinizi söyleyin’ deyip, bu toplantının kararının alınacağı toplantıda ülkenin yöneticilerini torunlarıyla, çocuklarıyla, kızlarıyla bombalayan bir zorbalık, bir vicdansızlık, bir haydut devlet. Bizim İran’ın yönetimine, yönetim şekline, İran’da yaşananlara itirazımız var. İran’da İranlıların İran’ın geleceğini kararlaştırması gerektiği ve demokratik bir İran olması konusunda kararlılığımız var, tutumumuz var. Ama ne Güney Amerika’da, ne Ortadoğu’da, ne bir başka yerde uluslararası toplum olmadan, Birleşmiş Milletler kararı olmadan, bir ülkeye bir kişinin kararıyla, kendi ülkesindeki senatonun bile kararı olmadan, gidip de orada katliam yapması ve dünya kadar sivilin öldürülmesi… Yahu 150 tane civciv ölse yastır. 150 civciv ölse üzülür, bakarsın. 150 kız çocuk ölmüş Amerika’nın bombardımanında. Kimsenin dönüp baktığı, bunu düşündüğü, bunu sorguladığı yok. Dönüyorlar; Trump güzellemeleri, Trump üzerinden Netanyahu ile işbirlikleri ve bu ilk değil. Ben bu pazar, bundan iki gün önce 22’nci dönem milletvekili grubumuzdan hayatta olan kahramanlarla birlikteydim. Amerika’da söz verdiği, kendi henüz o gün partisinin başında ama başbakan değilken 1 Mart’ta Meclis’e getirttiği, ‘69 bin Amerikan askeri Türkiye’ye gelsin. Doğu’da, Güney Doğu’da altı tane üs kursun. İki liman bunlara verilsin. Irak Türkiye üzerinden işgal edilsin’ diye tezkere getirten Erdoğan… ‘O tezkere geçsin’ diye her şeyi ortaya koyan Erdoğan… Tezkere geçmeyince gizli tutanakları ele geçirip, 99 tane hayır oyu veren AK Partiliyi bulup siyasetten tasfiye eden Erdoğan… Bugün 1 Mart tezkeresine ‘hayır’ diyenler, Irak’ta 1,5 milyon Müslüman’ın kanı döküldü. Onlar Türkiye’nin eline bulaşmamasının gururunu yaşattılar bize. Cumhuriyet Halk Partisi grubu ve 99 AK Partili o günkü milletvekili Türkiye’yi altı kalıcı Amerikan üssünden kurtardı, Güney Doğu’yu Amerikan işgalinden kurtardı. Çıkmamak üzere Türkiye’den Amerikan postalının Mersin’e ve oradan Doğu’ya, Güneydoğu’ya gitmesinden bizi kurtardı.”
“DÜNYAYA SÜRPRİZ DEĞİL, HAKAN FİDAN’A SÜRPRİZ”
“Aynı Erdoğan bugün o gün aynı Amerikan yönetimiyle iş tutan ve Türkiye’ye ‘Bu Amerikan planı uygulansın’ diye partisine baskı kuran, karşı çıkanları tasfiye eden Erdoğan bugün yeni bir Amerikan planının parçasıdır. Burada ne oyun kurduğu vardır, ne oyunu gördüğü vardır. Sadece ona olmayan meşruiyeti verme karşılığında her türlü tavizi ondan alan, dizdiği bakanlarla alay eden, küstah, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na söylendiğinde Erdoğan da olsa benim içimi sızlatan bir üslubun sahibi Trump’a teslimiyet vardır. Trump ne yapacağını biliyor, Netanyahu ne yapacağını biliyor. Ama bunlar ne oyunun içinde olduklarını, bunun gelecekte nereye doğru evrildiğini bilmiyorlar. Bakın bir Sayın Gazeteci soruyor. Hakan Fidan diyor ki ‘Şu an ani bir savaş tehdidi yok.’ İki sene önce değil bu, iki hafta önce. ‘Şu an için ani bir savaş tehdidi yok. Duruma hakimiz, görüyoruz.’ Oysa ki bütün dünya o savaş gemilerinin, fırkateynlerin, destroyerlerin, koruma botlarının böyle gelip tarihin en büyük yığınağını yaptığında Amerika’nın ne yapacağını görüyor. Ama bizim Hakan Fidan bunu görmüyor. Nasıl görecek, nasıl okuyacak bölgeyi? En başta bölgedeki büyükelçilerle okuyacak, değil mi? Liyakatli kadrolarla okuyacak. Türkiye’nin dış politik birikimine saygı duyarak okuyacak. Üzülerek söylüyorum ki İran’da, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Katar’da, Kuveyt’te, Bahreyn’de ve Suudi Arabistan’daki hiçbir büyükelçimiz kariyer olarak diplomat kökenli değildir. Köken; SETA, köken; AK Gençlik, köken; TÜGVA, köken; bir başka yandaş vakıf. Köken; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Plan Bütçe Komisyonu Başkan Yardımcısı, Komisyon Sözcüsü. ‘Oralardan listeye koymadım, sana orada bir makam vereyim. Bir mevki vereyim. Git sen orada büyükelçilik yap.’ Bölgeyi okuyan, diplomasimizi yapan, her gün öğlen 12.00’ye kadar buraya o ülkeyle ilgili bilgileri kripto geçmesi gereken adamların meslekle alakası yok. Dışişleri Bakanlığı’nda muhteşem kadroları ‘monşerler’ diye tasfiye ettiler. Yıllarca batı ittifakının bir parçası, Sovyetler’in sınır komşusuyuz. Sovyetler’in havadan, denizden, karadan sınır komşusuyuz. Burayı yönetmiş bir dış politik birikim var. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı yapılmış. Ama devamında diplomasiyle mücadele edilmiş. Ege’de, Kıbrıs’ta bunlar gelene kadar Türkiye’nin de Kıbrıs Türkü’nün de bütün hakları kora kor savunulmuş. ASALA hedef almış, teker teker vurmuş. ASALA’nın hedefinde olan rahmetli şehit büyükelçiler var. Ama ASALA’ya teslim olmayan ve dünyada hiçbir ülkeye nasip olmayan cesaretiyle, birikimiyle, muhteşem bir hariciye geleneği var. Onlara ‘monşer’ diyor. ‘Bilmezsiniz’ diyor, ‘Ben bilirim’ diyor. Bak biliyor. ‘Ani bir savaş tehdidi yok’ diyor. Sayın Gazeteci de bunu duyduğuna memnun olduğunu söylüyor hepimiz adına. Sonra bir sabah kalkıyorlar, İran’a bilmem kaç ton bomba atılmış. 300 uçakla sorti yapılmış. Dünyaya sürpriz değil, Hakan Fidan’a sürpriz.”
“BAŞTA 150 KIZ ÖĞRENCİ İÇİN İRAN HALKINA BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUZ”
“Ama dünya kritik bir eşikten geçerken bölge bir ateş çemberine dönüşürken hala içeride huzursuzluk yaratan, Türkiye’yi içeride kutuplaştırmaktan medet uman bir anlayışla karşı karşıyayız. Öyle bir iktidarla muhatabız ki toplumsal barışı bozarken, dışarıda da ilkeli durmuyor. Ama Türkiye’yi zayıf düşürmenin bedelini dışarıda da ülkeye ödettiriyor. Amerika ve İsrail istediği her ülkeye saldırabileceği bir yeni dünya düzeni kurmaya çalışıyor. AK Parti iktidarı Trump yönetimine çıt çıkarmıyor, Gazze’de İsrail ile aynı masada oturuyor. Amerikan Büyükelçisi’nin her gün küçük düşüren yaklaşımlarına ağzını açıp da bir cevap vermiyor. Biz Amerika ve İsrail’in planları karşısında bölgemizde yaşayan tüm insanların hakkını cesaretle savunduk, savunmaya da devam ediyoruz. Amerika ile İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan, masum sivilleri hedef almaktan çekinmeyen bütün müdahalelerini reddediyoruz. Komşumuz İran’a yapılan saldırılara karşı da duruyoruz. İran halkının yanındayız. Kayıpları için, başta 150 kız öğrenci tüm kayıpları için başsağlığı diliyoruz. İran'daki rejimin baskıcı, insan haklarını yok sayan politikalarını tasvip etmemekle birlikte İran’ın ve bölgemizin geleceğine karar verecek olanların İran’da yaşayanlar, bölgede yaşayanlar olması gerektiğini savunuyoruz. Mevcut krizin diplomasi masasına dönülerek çözülmesini savunduk. Bu konuda ısrarcıyız. Bu konuda Türkiye’nin de ısrarcı olması gerektiğini ifade ediyoruz. Trump’ın ve Netanyahu’nun dayattığı düzen, yeni dünya düzeni olamaz. Kan akıtan, bütün kurulları dışlayan, kuralları yok sayan bir düzensizliğe ‘yeni düzen’ denemez. Bunun için biz dünyadaki siyasi akrabalarımızla birlikte bu düzene, bu dayatılan karmaşaya itiraz ediyoruz. Türkiye’nin de burada uluslararası toplumla birlikte dünya düzenine, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve üçüncü dünya savaşı olmasın diye ortaya konmuş düzene sahip çıkmaya, uluslararası hukuka saygılı olmayanlara açıktan ya da örtülü destek olmamaya, bir kez daha Erdoğan’ı bu şekilde davranmaya davet ediyoruz.”
“BUNUNLA SUÇLANIYORSA TANJU BAŞKAN’LA GURUR DUYUYORUM”
“Değerli arkadaşlar, Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Geçen hafta Meclis Başkanı ziyaret etti. Onunla önemli değerlendirmeler yaptık. Bugüne doğru geliyorduk. Bugüne gelirken önemli iki gelişme, eş zamanlı. Aynı anda iki saat arayla oldu. Bir tarafta İsrail ve Amerika İran’ı vurdu. Bir anda Türkiye’nin bir olmasının, beraber olmasının, iç cephenin kuvvetli olmasının, iktidarıyla - muhalefetiyle birlikte Türkiye’nin dimdik ayakta durması gerektiğinin hatırlanması gereken anlar yaşıyoruz. Bu olaylar olurken Meclis’te üç dönem birlikte milletvekilliği yaptığımız, iki dönemdir Bolu’da iki oydan birinden fazlasını alan, memnuniyet anketlerinde yüzde 70-80 çıkan ve Bolu için çalışan Tanju Özcan’a operasyon yapıyorlar. Tanju Özcan Bolu’da bir vakıf kurmuş. Vakfa AK Parti’yi dahil etmiş, MHP’yi dahil etmiş. Esnaf odalarını, şoförler odasını, bütün Bolu’yu içine koymuş. Demiş ki ‘Bolu’nun çocuklarına siyaset ayrımı yapmadan sahip çıkacağız.’ Hep birlikte Bolu’da dönmüşler ve Bolu’nun işadamlarına, zenginlerine, kendileri dahil, Bolu’dan para kazananlara, dışarıdan gelmiş Bolu’da şube açmış, vergiyi İstanbul’da veren zincir marketlere, ‘Bu vakfa destek olun kardeşim’ demişler. Hep beraber yapmışlar bunu. 528 Bolulu yoksul genci üniversitede yüksek burslarla okutuyorlar bu arkadaşlar. Bolu’daki bir vakıf. Ayrıca bu vakfın burs isteyen her gence, Bolu’da olup dışarıda okuyan ve Bolu’ya gelen, başvuru yapan, kriterleri tutturan her gence burs veren o vakıf, ayrıca da Bolu’ya bir huzurevi yapmak için de çalışıyor hep beraber. Sabahın köründe normalde ya adliyenin yanında belediyede çalışıyor ve Tanju Özcan. Çağırsan ifadesini alırsın, sabahın köründe telefon davetiyle değil, eve polisin gelip davet etmesiyle değil, jandarma operasyonuyla alıp gözaltına koyacaklar. Üç gün tutacaklar. Ve üç gün boyunca kendisine sorulan soru, savcılıkta soru, ikinci bir soru yok. ‘Bir kuruş sana para geçmiş, menfaat elde etmişsin’ yok. ‘Sen bu vakfa bağış yapın diye şirketlere söylemişsin. Üç harfli şirketlere. Buraya bağış yapın demişsin.’ Adam geliyor Bolu’ya 17 tane şube açıyor. Bolu’daki mahalledeki esnafı canından bezdiriyor, batırıyor. Bolu’nun parasını kazanıyor, kaymağını yiyor, karını ediyor. Vergisini İstanbul’da veriyor. ‘Kardeşim şu vakfa bir destek ver’ deyince icbar yoluyla irtikap oluyor. Eğer belediye başkanıma bundan sonra başka sorulan bir soru yok, kör kuruş yok. Tanju eğer bununla suçlanıyorsa ve Tanju bununla utanacaksa, bu soruyu soranlar utansın, ben Tanju’yla gurur duyuyorum kardeşim. Gurur duyuyorum. Esas meselenin kökü burada. Meselenin kökü.”
“BİR KURUŞ BORCU YOK, MUHTEŞEM YÖNETİLİYOR”
“Tanju’nun Hakimler Savcılar Kurulu’na yaptığı başvuru var. Tanju’ya bu operasyonunu yapan Bolu Cumhuriyet Başsavcısı‘nı Hakimler Savcılar Kurulu’na şikayet etmiş. Sebep? Hatırlayacaksınız, Kartalkaya’da cayır cayır yandı ya bebekler, anneler, babalar cayır cayır yandılar, 78 kişi. Hızla bir bilirkişi kurdular. Otelde üç gün çalıştılar. Zaten o kadar süreleri vardı. Sonra bir bilirkişi raporu yazdılar. Bilirkişi raporunu getirdiler teslim ettiler. İşte bu Cumhuriyet Başsavcısı şikayet edilen kısmında yazan kişi. ‘Burada neden bakanlık yazdınız? Bakanlığı silin.’ Tek yetkili, tek. Bolu Belediyesi’nin sınırlarının dışında. İl Özel İdaresi’nin sınırların içinde. İl Özel İdaresi sorumlu ama Turizm Bakanlığı baş sorumlu. Böyle nal gibi yazıyor kapıda. Ruhsatı veren de o denetlemeden sorumlu da o. ‘Bunu alın, bakanlığı silin, yerine Bolu Belediyesi yazın.’ ‘Yazamayız belediye sınırlarında değil. Bakanlığı nasıl yazmayalım? Tek yetkili bakanlık.’ ‘O zaman siz bu işi bırakın.’ Teker teker burada çıkardım gösterdim ya. 7 bilirkişi mazeret dilekçesi yazarak raporu verecekleri üçüncü günün akşamüstü beşe on kala ‘Görevden affımı istiyorum’ deyip sonra başka yerden yeni bilirkişi görevlendirdiler. İşte bu tutumundan dolayı diyor ki Tanju ‘Yedi bilirkişinin tamamın aynı zaman diliminde görevden affını istemeleri, hayatın doğal akışına aykırıdır. Olay günü re’sen görevlendirilen bilirkişilerin ivedi biçimde dinlenmesini, baskı ve telkinle görevden aflarını isteyip istemedikleri saptanmalıdır. Nüfuz kullanmak suretiyle yedi bilirkişiye birden el çektirdiği için bu açıkça yasaya aykırıdır ve şikayet ediyorum’ diyor, ‘İbrahim Cansever’i.’ Şimdi anladınız mı 528 öğrenciye burs veren vakfa, bağış yaptırtan Tanju‘ya operasyon yapan adamın hem kuyruk acısını hem de Ankara’dan niye bu kadar çok savunulduğunu? Niye hâlen daha HSK’nın ona bir işlem yapmadığını. Ayrıca kişi ile ilgili yedi ayrı şikayet var. Örneğin dördüncüsünde Turizm Bakanlığı ile ilgili yapmadığı işler. Örneğin ‘Bir şirket yangın sigortası yapmış bu otele. Yapmak için görmek lazım. Bu şirket hakkında işlem yapmıyor’ diyor. ‘İl Özel İdare hakkında yapmıyor’ diyor, ‘Turizm Bakanlığı hakkında yapmıyor’ diyor. Sen misin şikayet eden? Gel bakalım üç harflilerden burs parası almak suçundan sana icbar yoluyla irtikaptan tutukladılar. Tüm Bolu’ya dokunan, Bolu’da neredeyse CHP’li, gurur duyuyoruz partimizden olmasından ama, Bolu’da her partinin sahip çıktığı yüzde 80 halk desteğine kavuşmuş, bir kuruş borcu olmayan muhteşem yönetilen bir belediye ve al onu, ‘Bolu’da cezaevinde tutarsak cezaevinin müdüründen gardiyanına herkesin sevdiği biridir, rahat eder’ diye Sincan’a, F tipine, yüksek güvenlikliye, terör örgütü üyelerinin ya da darbecilerin konulduğu, kanunda öyle olduğu yere sen gel bu belediye başkanını koy. Suçundan ceza alsa, en üst sınırdan verseler yatarı bir yıl 1,5 yıl diyor Ali Mahir Başarır. 1,5 yıl. Tutmuş tutukluluk yapıyor bununla ilgili.”
“ŞİMDİ İÇ CEPHEYİ BOZAN BİZ MİYİZ?”
“Şimdi şu kadarını söyleyeyim. Sayın Bahçeli bugün önemli bir konuşma yaptı. Sayın Bahçeli diyor ki, ‘İç cephemiz sarsılırsa, sağımız solumuz zehirli haşaratlarla dolacağını merak ediyorum. Ne zaman görmeyi ümit edecek birileri’ diyor. İç cepheleyi sarsmak derken bana demiyor herhalde. Bolu’un seçilmiş belediye başkanına en son, Türkiye’nin ilk en büyük belediyesi Esenyurt’un belediye başkanına, devamında 16 milyonluk İstanbul’un üç kere üst üste seçilmiş belediye başkanına, Cumhurbaşkanı adayımıza. Adana gibi başkan Zeydan Karalar’a mı? Her gün sabah kalkıp Zeydan Başkan’ı suç örgütüne sokamadılar, çünkü İmamoğlu suç örgütü kurulmadan önce kendinden önceki belediyenin verdiği ihalenin ödemelerini düzenli yaptığına bile iftira atarak aylarca içeride tuttular. Şimdi iç cepheyi bozan biz miyiz? Her fırsatta yerel seçimden sonra ‘Bu seçimin kazananı, kaybedeni yok. Kazananı Türkiye’dir’ diyen ben miyim? Yoksa o seçim sonuçlarını hazmetmeyip Ekrem Başkandan Zeydan Başkana Ahmet Özer’den 16 belediye başkanımıza kadar teker teker her sabah birine algı operasyonu yapmak için iki kolunda polisle kapıya dayananlar mı? Ben hiç üstüme almadım bunu. Bir okuyun baştan aşağıya. Sayın Bahçeli diyor ki ‘Edirne’ye Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin işbirlikçi torunları.’ ‘Edirne’ye Enver alacağına Bulgar alsın’ diyenler kimler? Onların torunları kimler? Kim savunuyor Damat Ferit’leri, kim savunuyor Milli Mücadeleyi? O yüzden bugün Sayın Bahçeli’nin bu önemli konuşması satır satır okunsun. Arkasında coğrafyayı doğru okumayanlarla doğru okuyanların Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mücadele arkadaşlarının, partimizin kurucusunun neleri doğru yaptığını anlatıyor ve karşısında duranların da hangi ihanet, hangi teslimiyet içinde işgal kuvvetlerine ‘Gücüm var giderim, donanmayı çekerim, Müslümanları ezerim’ diyenlere destek olanların kim olduğunu, torunlarının da bugün hangi hatada olduğunu söylüyor. Tam oradayız, tam oradayız.”
“MADEM MİLLİ DURUŞ LAZIMDI, İFTARA KATILACAKTIK”
“Bir kez daha tarihin kırılma noktalarından birindeyiz. 1 Mart Tezkeresi’nde görüldü, kim Amerikancı kim antiemperyalist. Kurtuluş Savaşı’nda göründü, kim işgal gali ordularına kırmızı halılar serdi, kim ölüm fermanı boynunda Anadolu’ya geçip kurtuluş mücadelesi verdi. Şimdi bir kez daha Filistin’in yanında duracaklarla, Müslüman kanı akmasın diyeceklerle işgalci Trump’a yarenlik edecekler saf saf ayrışıyor. İşte bir kez daha tarihin kırılma noktasındayız. Bu yüzden Sayın Bahçeli ‘İç cepheyi güçlendirelim’ derken son hedef Tanju, ilk hedef Ahmet Özer. Bütün hedef Türkiye’nin kurucu partisini felç etmek, yerel seçimlerdeki başarısına pişman etmek, yapılacak seçimlerde bizim yerimize bunlar geçmesin diye her türlü kötülüğü, her türlü işbirliğiyle, her türlü kumpasa alet ederek böyle bir yürüyüşe engel olmaya çalışmak. Diğer tarafta her seferinde doğru yerde durmuş, Ergenekon - Balyoz kumpasında da birileri orduyu diye ordu kahraman olduğu tasfiye ederken karşısında durmuş, her seferde kandırılmamış, birileri tarafından kandırıldığını iddia edip de elini o deterjanla yıkayıp, böyle kurutmamış, tarih boyunca tutarlı olmuş bir siyasi hareket yine aynı yerde doğru yerde durmaya devam ediyor. Sayın Numan Kurtulmuş geçen hafta geldi. Nazik bir ziyaret yaptı ve dedi ki ‘Komisyonda çok önemli katkıları oldu CHP’nin, komisyona demokratikleşme ile ilgili çok önemli bir madde, yedinci maddenin yazılmasına büyük emeği oldu arkadaşların. Zor dönemde Cumhuriyet Halk Partisi kimsenin giremez dediği sırada bu şartlar altında komisyona girdi, durdu. Günü geldi kendi kararlarını savundu ama önemli bir noktadaydı.’ Ben de anlattım. Biz bunları yaşarken bize neler yaşatılıyor diye. Sayın Kurtulmuş da dedik ki kalkarken ‘Haftaya Salı günü akşam bi iftar veriyorum. Bu iftara gelirseniz bir yuvarlak masanın etrafında oturulursa, mübarek Ramazan’ın ruhuna uygun olarak. Bundan sonra inşallah demokrasi olur iyiye gidiş olur. Herkes bunları görür.’ Vallahi billahi de katılacaktık. Gidecektik, o masada Meclis Başkanı davetiyle o iftara icabet edecektik. Madem ki milli bir duruş lazımdı, madem ki iç cephe güçlü olsundu, madem ki bu kadar saldırı altındayken Türkiye’de risk büyükken, iktidarı - muhalefeti, bütün muhalefeti orada bulunsundu. Yine balta çektiler arkadaş.”
“SİYASİ TARİHİN EN UZUN KAMPANYASI İÇİN HAZIRIZ”
“Gideceğim, iftara gideceğim. Bu akşam iftara Sincan Cezaevi’ne Tanju’nun yanına gideceğim. ‘Geçen hafta yoğundu, zordu, daha da yoğunu olacak’ dedim. Olacak. Bugün bu toplantı olacak, yarın İstanbul’da ikinci bölge mitingi olacak, perşembe günü gerekli hazırlıklar yapılacak, cuma günü Bolu’ya gidilecek, Bolu ayağa kaldırılacak. Cumartesi Karaman’da millet iradesine sahip çıkacak. Pazar günü Eskişehir’de Sivrihisar’dan bir boydan bir boya Eskişehir’de 8 Mart’ta kadınların Atatürk’e şükranlarına ortak olunacak. Bu kürsüye gelene kadar ne ben duracağım, ne milletvekillerimiz, ne parti meclisimiz, ne örgütümüz. Madem ki kötülük gemi azıyı almıştır, hodri meydan, iyilik karşınızdadır. Cesaret karşınızdadır. Cumhuriyet Halk Partisi karşınızdadır. Bir yandan ne yapıyor? ‘Kötülükler yapalım ki bununla uğraşmaktan, bizle uğraşmaktan işlerini güçlerini yapamasınlar.’ İşte orada aldanırsınız. Düşman Polatlı‘ya dayandığında, Meclis’e top sesleri geldiğinde Meclis’i kapatmayan partiyiz biz. Her türlü zorluğa rağmen, hem mücadele eden hem direnen hem çalışan partiyiz biz. Dün gördünüz, ‘Seçimlere gerekirse 1000 günlük kampanya’ demiştik. Dün 340’ncı günündeydik. 1000’inci günü gelene kadar durmadan çalışacağız. Birileri daha kendi aday mı olacak? ‘Kaybedeceksem olmam.’ TikTokçu Hakan? ‘Olmaz. Yerine olsun bizim oğlan.’ Öbür taraftan damat niyetleniyor, bu taraftan bir başkası şiddetleniyor. Onlar bu mücadelede olsun. Bizim adayımız belli. Kadrolarımız belli. Programımız belli. Seçim beyannamesi yazıyoruz. Sahada Cumhuriyet tarihinin, dünya siyasi tarihinin en uzun kampanyası için her şeyimiz hazır, yola çıktık, devam ediyoruz.”
“ÖVÜNECEK DEĞİL, UTANACAK HALDESİNİZ”
“Yönetimin her kademesini şahsileleştiren bu iktidar, içeride ekonomik krizi de derinleştirmeye çalıştıkça bize de bu noktada görev düşüyor. Rakamlar ortada. Yoksullukta Avrupa birincisiyiz. Yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz. Yüksek faizde Avrupa birincisiyiz. İşsizlikte Avrupa birincisiyiz. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Şubat ayı enflasyonu açıklandı. Daha yılın ilk ayında yüzde 4,8 idi, dün de kısa şubatın yüzde 3’lük enflasyonu açıklandı. Bu rakam 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. ‘Dünyada enflasyonu bizden düşük 100 ülke’ demiyorum. ‘Bir yıllık enflasyonu, 365 günlük enflasyonu bizim kısa, 28 günlük şubat enflasyonundan daha düşük 100 ülke var’ diyorum. ‘Bizim bir ayda muhatap olduğumuz enflasyona bir yılda muhatap olmayan dünyada 100 ülke var’ diyorum. Türkiye iyi mi yönetiliyor, kötü mü yönetiliyor, yoksa berbat mı yönetiliyor? Esas buradan bakmak lazım. Dünyadaki gıda enflasyonu bizden daha yüksek üç ülke var sadece. 200’ün üzerinde ülke var, üç ülkede gıda enflasyonu bizden yüksek. Onun dışında bütün ülkelerde durum bizden iyi. Yüzde 21’e revize etmişlerdi enflasyonu daha geçenlerde. İki aylık enflasyon yüzde 8 oldu bile. Yüzde 21’i tutturmaları için marttan başlayıp aralıka kadar yüzde 1 enflasyon yapmaları lazım. Mümkün değil, tutmayacağı dünden belli. Peki bu kara tablo varken TÜİK ne yapıyor? ‘2025 yılında Türkiye yüzde 3,6 büyüdü diyor.’ Sabit gelirlilerin, çiftçilerin, emeklilerin aldığı pay küçülürken bir avuç insana servet transferi nasıl devam ettiyse Türkiye yüzde 3,6 büyümüş. 19 Mart darbesinin mali ayağı Mehmet Şimşek, kişi başına milli gelirin 18 bin 40 dolara yükseldiğini söyleyip övmüş. Bakın bu şartlarda hiç değilse susar insan. Özeleştiri yapmıyorsan, bu Ramazan’da yarattığın yoksulluktan utanmıyor, hicap duymuyor, özür dilemiyorsan bari susar insan. Yok, ‘18 bin 40 dolar’ diyor. Bakın, 18 bin 40 dolarlık milli geliri açıklıyorum. Asgari ücret 28 bin lira; yıllık 7 bin 636 dolar yıllık asgari ücretlinin. En düşük emekli aylığı 20 bin lira; 5 bin 454 dolar yıllık emeklinin. Yaşlılık aylığı 6 bin 400 lira; yıllık bin 745 dolar bu teyzemin, Hanife teyzenin. Engelli aylığı 5 bin 100 lira; yıllık bin 390 dolar burada oturan engelli canım kardeşimin. Yetim aylığı 4 bin 734 lira; yıllık bin 291 dolar bu zavallı yetimin. Topla hepsini; 17 bin 516 dolar. Ey Mehmet Şimşek senin cebini doldurduklarının kişi başına düşen milli geliri 18 bin 40 dolar. Bu emeklinin, asgari ücretlinin, Hanife teyzenin, engelli kardeşimin, yetim kardeşimin toplamı 17 bin 516 dolar. Övünecek değil, utanacak haldesiniz.”
“ÖTV’Yİ ZARURİ HARCAMADAN DA KALDIRIYOR MUSUN?”
“Bu arada 10 yıl önce sosyal yardım alan kişi sayısı 12 milyonken, bugün 19 milyon. 12 milyon kişi sosyal yardım alıyormuş, 10 yıl geçmiş. Hesapta Türkiye büyümüş, hesapta zenginleşmiş. Devletten sosyal yardım alan 19 milyon kişiye çıkmış. Bu rakam ortadayken utanmadan, sıkılmadan bana kişi başına milli gelir hesabı yapıyor. Bir de baskılanmış dolar kuruyla, bilmem neyle. Yani envai çeşit başka sebebi var. Bari git zengin ettiklerinin kulağına söyle, ‘Sizi zengin ettim’ diye. Gelmiş, yoksul ettiklerinin karşısına ve ‘Birilerini zengin ettim’ diyor. Öyle ya para onların, bizlerin cebinde değilse ama ortalama yükseldiyse para birilerinin cebinde. Siyasette en önemsediğim, vergi farkındalığı. Çünkü demokrasi vergi farkındalığından doğuyor. Yani birileri istediği kadar para topluyor, kafasına göre hizmet ediyorsa o tek adamlık. 1200’lü yıllarda başladı buna itiraz. 1800’lü yıllarda bize yetişti. Ancak Cumhuriyet‘le birlikte millet, bütçe yapma hakkına tam anlamıyla erişti. Bütçede devletin alan sağ eli ve dağıtan şefkatli sol eli. Bunun dengesi. Bunun için vergi farkındalığı çok önemli. Aylardır anlatıyoruz, yıllardır anlatıyoruz. 100 lira vergi toplanıyor, 65 lirası dolaylı vergilerden. Fabrikatörle kapıdaki bekçi aynı vergiyi veriyor elektriğe, suya, telefona, monta, çocuk ayakkabısına. Maaşlardan kesilen vergi toplamı yüzde 23, gelir vergisinin. Geriye sadece zenginlerin, kazananların verdiği kurumlar vergisi yüzde 11. ‘Bunu terse çevireceğiz. Vergi farkındalığı budur’ diyoruz. Bunları anlatırken de şunu söylüyoruz. Özel tüketim vergisi alınıyor, esas adı lüks tüketim vergisiydi bu. Sonra adını özel tüketim vergisine çevirdiler. Bugün özel tüketim vergisini mutfak tüpünden alıyor, tırnak makasından alıyor, zaruri ev aletlerinden alıyor. Dün de söyledim, ‘Pırlantadan, elmastan almıyor’ diye. Kanun teklifi vermişler, elmas ile pırlantadan da artık yüzde 20 özel tüketim vergisi alınacak. Bu milletvekilinin taktığı bilmem kaç dolarlık saat var ya o saatte lüks tüketim vergisi yok, kayışında var. Kayışında lüks tüketim vergisi alıyor, saatin kendisinden anlıyor. Neden? Zenginin işi kayışla değil ki. Zenginin işi oradaki 10 bin, 100 bin dolarlık saatle. Şimdi elmasla pırlantaya vergi getiriyormuş. Getir, bir mahsuru yok. Ama esas söylediğimiz; mutfak tüpünden kaldırıyor musun kardeşim. Zaruri ev aletinden, çocuğa yapılan harcamalardan kaldırıyor musun? Yoksa ‘Cumhuriyet Halk Partisi hatırlattı, pırlantadan da alalım. Utandık, alalım.’”
“BİR YANDA CAKA SATAN, BİR YANDA ‘PARA YOK’ DİYEN VAR”
“Yüksek gelirli ülkeler ligine geldiğimiz müjdesini verdikleri gün ne oldu biliyor musunuz? Bir tarafta Mehmet Şimşek ‘Yüksek gelirli ülkeler arasına girdik’ diyor. Millet de bakıyor cebine, cüzdanına, kredi kartı ekstresine. Öbür tarafta birini yollamışlar, AK Parti’nin Grup Başkanı, ona da o işi vermişler. Televizyonların karşısına çıkmış, kanun teklifi veriyor. Kanun teklifi için tabii haklı olarak Meclis’i takip eden gazeteci… Ülkenin gündemi belli, milletin günden belli. Soruyor arkadaş, ‘Bayram ikramiyesi için bu kanun teklifinde madde var mı?’ Öyle ya bayram ikramiyesi 4 bin lira, bunun artırılması için kanuni düzenleme lazım. Diyor ki ‘Veremedik. Hazinede para yok. Zaten emekliye falan verirken de kaynak sorunu vardı. Onlara da bir şey veremedik. Paramız yok.’ Bir tarafta ‘Yüksek gelirli ülkeler ligine girdik’ diye caka satan Mehmet Şimşek, öbür tarafta ‘Emekliye para veremeyiz, yoktur’ diyen birisi. Emekliler, ikisi de yalan söylüyor ve ikisi de doğru söylüyor. Doğru söylenen taraf şudur; haktır ama yoktur. Çünkü sizin hakkınızı bunlar başkasına yedirmiştir. Mehmet Şimşek’in toplam parayı kişi başına bölüp söylediği rakam bir yerlerde kümelenmese, odaklanmasa, zenginlerde birikmese herkese yetecek kadar para var. Siyaset öncelik belirleme işidir. Maalesef bu iktidar döneminde bakın hatırlayalım; emekliye bayram ikramiyesi 2015 seçiminin ana konusuydu. 7 Haziran’a giderken biz dedik ki ‘Emekliye bir maaş bayram ikramiyesi.’ O dönemde MHP’de ‘Vereceğiz’ dedi, o dönemki DEM de ‘Vereceğiz’ dedi. Ama AK Parti ‘Vermeyiz’ dedi. 7 Haziran‘da çoğunluğu kaybetti. 1 Kasım seçimine giderken ‘Ben de vereceğim’ dedi. 1 Kasım’da millet onlara çoğunluğu verdi. Arada yaşananları uzun konuştuk, konuşuruz. 2015’te iki bayram vermedi. 2016 vermedi, 2017 vermedi. 2018’de seçimden önceki bayram bin lira verdi. Biz o zaman itiraz ettik, ‘Bir asgari ücret ver’ diye. O bin lira verdi.”
“DEFTERLERİNİ DÜRMEK İÇİN EMEKLİLER SANDIĞI BEKLESİN”
“Verdiği bin lira üç tane çeyrek altın alıyordu 2018’de. Bugün çeyrek altın 12 bin 700 lira. Çarp üçle; 39 bin lira. CHP ne diyor? ‘Asgari ücret olacak 39 bin lira’ ve CHP ne diyor? ‘Emekliye bayramda bir asgari ücret ikramiye, o da 39 bin lira.’ Bir yanda hesabı doğru yapan, her taahhüdünde birbiriyle denk düşen, hesabı tutturan bir CHP var. Bir yanda 2018’den bugüne TÜİK’e inanırsan… Nedir TÜİK? Tayyip Bey’i Üzmeyin İstatistik Kurumu. TÜİK’e inanırsan o günden bugüne yüzde 1059 enflasyon tutmuş. Yani 11,5 kat artmış toplam malların ve hizmetlerin değerine gelen zam. Bunlar ikramiyeyi 1 liradan, 4 lira yaptılar. Yani yüzde 1059 enflasyon varken, yüzde 300 artış veriyorlar bayramda verilecek ikramiyeye. Öyle olunca ne oluyor? Olması gerekenin üçte birini verince bugünkü hal ortaya çıkıyor. Zaten TÜİK rakamları da yanlış, bastırılmış. Normal şartlarda üç çeyrek altın alacakken verilen bu parayla çeyrek altının üçte birini alıyorsun. Bakın ilk verilen bayram ikramiyesi üç çeyrek altın alıyordu. Canlı yayında bütün kuyumcuların şahitliğinde, bütün milletin huzurunda hesap ortada. Bugün ‘Yeter, zam yapmıyoruz’ dedikleri 4 bin liralık bayram ikramiyesi çeyrek altının üçte birini alıyor. Dokuz kat üttüler sizi. Dokuz kat yediler hakkınızı. Bunu böyle görelim, bunu böyle bilelim. Defterlerini dürmek için de bütün emekliler hep beraber sandığı bekleyelim.”
“İKİ KİŞİDEN BİRİNİN MAAŞINDAN FAZLA KART BORCU VAR”
“Bakın öyle bir veri çıktı ki kredi kartı borçları tarihin en yüksek seviyesinde. Cumhuriyet tarihi rekoru. Önce burayı göstereyim. İki kişiden birinin kredi kartı borcu maaşını geçmiş. Yani bu kardeşim maaşını alırken bakıyor, aldığı maaştan fazla kredi kartı borcu var. Türkiye’de iki kişiden birinin. Bunu unutmayın, yarın akşam mitingde soralım. En iyi kamuoyu araştırması. Ne çıkarsa kabak gibi çıkıyor. Türkiye’de 6,2 trilyon lira toplam kredi kartı borcu var. Hepimizin kredi kartlarının borç toplamı 6,2 trilyon lira. Borcu takipte olan 4,2 milyon kişi var Türkiye’de. Tarihin en yüksek rakamındayız, en borçlu zamanındayız. Bunun sebebi birkaç hafta önce konuşmuştuk; yüzde 95’lik tefecinin bile almadığı faizi alan bu sistem. Bakın; parası olan, bankaya koyan, parasıyla geçinen, bankadan aldığı faizle geçinenden yüzde 17,5 stopaj alınıyor. Kredi kartının borcunu ödeyemeyip, faize düşenden yüzde 30 vergi alıyorlar. Yüzde 45, üstüne 30, yüzde 15 bilmem ne, yüzde 95. Yani bugün Türkiye’deki her iki kişiden biri kredi kartı borcu maaştan fazla ya, kapatamıyor zaten. Ve o borca yüzde 95 koya koya, borcu kartopu gibi büyüten bir sistem var. Kartopu gibi. Ve çok büyük bir iflasın, bir kez daha hatırlatıyorum ki; büyük bir toplumsal infial eşiğindeyiz. Bu üç harfliler, ‘İki ay sonra öde’ kampanyası yapmış. ‘Haydi veresiye ile şimdi al iki ay sonra öde.’ Buraya bütün ürünlerin fiyatını koymuş. Böyle bir kampanyayla Ramazan’ı geçirmeye çalışan bir memleketin içindeyiz.”
“TAYYİP BEY GİDECEK, SOFRAYA TEKRAR BEREKET GELECEK”
“Gelelim haftanın klasiklerinden birine. Öyle ekonomiyi enine boyuna konuşmadan, karşılaştırmadan ve Tayyip Bey’e kendi sözlerini hatırlatmadan Allah bu kürsüden inmeyi nasip etmesin. Tabii bir de gelecek hafta var. Ayın 10’u doluyor. Hani bir AK Partili siyasetçi önce ‘seyyar giyotindi.’ ‘Aferin oğlum gel burada takıl. Bakan yardımcılığında birazcık bakın. Hadi sonra oğlum Akın, git orada İstanbul’un milli iradesine karşı akın akın. Aferin oğlum Akın, gel birazcık da bakanlıkta takıl’ dediler ya. Bir ayı doluyor bir ayı. Mal varlığının bir ayı doluyor. Haftaya Salı mal varlığı ile ilgili beyanı teslim etmesinin son günü. İnşallah o gün o mal varlığına birlikte bir göz atacağız hep beraber. Hiç kimse merak etmesin. Ne demişti Tayyip Bey? ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız, bana beddua edin.’ Burada bir itirazım var. Biz sizin gibi kötü insanlar değiliz. Biz beddua bilmeyiz, ‘Beddua döner edeni vurur’ derdi rahmetli anneannem. Beddua etmeyi size bırakıyoruz. Biz milletçe dua ediyoruz. AK Parti iktidarı yakamızdan düşsün diye. Dua ediyoruz. Kural, ‘Üç yıl öncekinden az ekmek alıyorsan.’ Önce ekmeğe baktık. Azalıyor. Sonra pideye baktık. Azalıyor. Şimdi iftar sofrasına bakalım, restoranda iftar enflasyonu. Hesaplamış arkadaşlar. 2023 yılı aynı restoran. Çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek. Dört kişilik aile. Üç yıl önce ya. 2023’te bin 130 liraya kalkıyorsun. Bugün bu sofra 6 bin 500 lira. Dört kişi; çorba, pilav, et yemeği, salata, içecek. 6 bin 500 lira. Doğru mu? ‘Üç yıl öncekine göre az ekmek alan beddua etsin’ diyordu. Bin 130 lira üç yıl önce, 6 bin 500 lira şimdi. Peki bu abime verdiğin asgari ücretle, bu abim 2023 yılı asgari ücretle sekiz kez iftar yapabilirdi ailesiyle dışarıda. Bu seneki asgari ücretle dört kez yapabiliyor. Üç yıl önceye göre ekmek büyümüş mü küçülmüş mü? O zaman Tayyip Bey bedduayı hak etmiş mi? Ama beddua etmiyoruz. Hep beraber dua ediyoruz. Tayyip Bey gidecek, bu sofraya tekrar bereket gelecek.”
“EŞEL MOBİL SİSTEMİ TEKRAR HAYATA GEÇİRİLMELİDİR”
“Buradan bir çağrım var. İran’a yapılan saldırıdan sonra Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, tankerlerin tehlikesi, tedirginlik, petrol fiyatları yukarı doğru tırmanıyor. Böyle olunca petrol fiyatı düşünce düşmeyen mazotumuz, benzinimiz, tırmanınca tırmanıyor. Mazota geçen hafta gelen zamla litre fiyatı 61 lira olmuştu. Bugün için de 6,7 liralık bir zam bekleniyor. Biraz önce arkadaşlar gösterdi. Rafineriye uzaklığa göre değiştiği için bazı illerimizde bu gece 12’den sonra 70 lirayı aşacak. 70 lirayı yaşayacak mazotun litre fiyatı. Arkadaşlarımız çalıştılar, mazottan yüzde 40 vergi alınıyor. Eskiden biliyorsunuz düşüp düşüp kalmayınca vazgeçmişlerdi. Eşel mobil sistemi uygulanıyordu. Yani eğer fiyat artarsa artışı ÖTV’den karşılamak. Ya yüzde 40 alıyorsun zaten. Yüzde 4 alsan ne yeter, ne de kimse dönüp sana ‘Şu yüzde 4’ten vazgeç’ der. Yüzde 40 her litre mazotta ÖTV alıyorsun. Eğer enflasyonla mücadelede samimiyseniz. Öyle ya bu akşam mazot 70 lirayı geçerse pazara gelen maruldan, bakkala gelen ekmeğe kadar, ekmeğin piştiği fırının mazotundan, taşıyan kamyonundan, marulu taşıyan kamyoncudan her şeye iğneden ipliğe zam gelmeyecek mi? Geldiği zaman enflasyon bir kez daha atak yapmayacak mı? Onun için enflasyonla mücadelede samimi ve akıllı, yani akıllı değilsiniz de samimi de değilsiniz. Enflasyonla mücadelede doğru bir iş yapmak istiyorsanız; en doğru iş, bu akşamki zamdan başlayarak eşel mobil sistemini tekrar hayata geçirmek, akaryakıtı zamlamamak ve bunu ÖTV’den karşılamaktır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin ekonomistleri, bu konudan anlayan ve milletvekilleri, CAO’da çalışanlar, MYK üyelerinin ortak önerisi budur. Biz iktidarda olduğumuzda bu dalgalanmalardan eşel mobil sistemiyle zaten yüksek alınan ÖTV’den karşılanabilecekken, bu zammı bu akşam yapmamayı öneriyoruz. Ülkesini seven, iğneden ipliğe her şeye zam gelmesin isteyen, aslında kendi menfaatini de düşünüp enflasyonla mücadelede yara almamak isteyen bunu uygular. Yok burnunun dikine gidersen, gelecek ay enflasyon rakamlarında yeniden görüşürüz.”
“TÜM ÖĞRETMENLERİMİZİN, ÜLKEMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN”
“Konumuz çok, acımız çok. Eğitim dışında her şeyle uğraşan bir Milli Eğitim Bakanı var malum. Okullarda hijyen sorunu var, beslenme sorunu var ve güvenlik sorunu var. Biz bunları söyleyince, ‘güvenlik sorunu’ deyince hiç duymaz. Hijyende biz okullara su sebili koyarız, engel olmaya çalışır. Hijyen sonuna karşı velilerden para toplarlar. ‘Yapmayın belediyemiz temizlesin’ deriz, bizi içeriye sokmazlar. Öğrenciyi değil siyaseti ve AK Parti’yi güya düşünen, ama AK Parti tarihinin de en beceriksiz, en başarısız Milli Eğitim Bakanı. Gerçi burada rekabet kızışık olur. Hakikaten eskilerde de çok kıymetli kardeşlerim var. Çok kıymetli derken yani çok kıymetli manasında söylüyorum sakın yanlış anlaşılmasın. İstanbul Çekmeköy’de biyoloji öğretmenimiz Fatma Nur Çelik, bir öğrencinin bıçaklı saldırısıyla 44 yaşında, hayatının baharında hayatını kaybetti. Öyle ki bir yıl önce ‘Okullarda can güvenliğimiz yok’ diye isyan eden, uyarıda bulunan bir eğitimci. İki emekli öğretmenin evladı olarak ve bütün öğretmenlerin, hangi görüşten olursa olsun bütün öğretmenlerin başı sağ olsun. Ailenin başı sağ olsun, Milletimizin başı sağ olsun. Milleti yoksulluktan korumayan, kadınları şiddetten korumayan, gençleri uyuşturucudan koruyamayan, suç örgütlerinin ağına düşmekten koruyamayanlar, şimdi artık öğretmenlerinin okulda hayatını da koruyamaz hale geldi. Din üzerinden bölücülük, kutuplaşma peşindeki bakan duymaz, duysa da yapmaz. Zaten bunlardan bir şey yap diye isteyen yok artık. Ancak daha dün biz geldiğimizde Milli Eğitim’de neler yapacağımızı sayarken saymıştım. Okullardaki güvenlik için 65 bin güvenlik görevlisine ihtiyaç var. Buradan ilan ediyoruz. Orduda görev yapan uzman çavuşlarımız var. Bunlara devletin taahhüdü var. ‘Yedi yıl çalıştıktan sonra ayrılabilirsin. Bir resmi kurumda görevlendirileceksin.’ Hepsi belediyelerimizin kapısında kuyrukta. Biz imkan oldukça zabıtaları oradan alıyoruz. Ama yedi yılda emekliliğin, daha doğrusu görevi bırakıp bir başka kamu kurumuna gelmenin belediyelerle yapılabilecek hali yok. Doygunluğa ulaşmış durumda. Yine de her fırsatta alıyoruz. Ama buradan bütün uzman çavuşlara söylüyorum. Bütün velilere söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin programında, hükümet programında ve seçim vaatlerinde yer alacak ilk elden 65 bin uzman çavuş okullarda bu tip durumlara karşı güvenlik görevlisi olarak, uyuşturucuya, şiddete karşı güvenlik görevlisi olarak görev yapacak. Uzman çavuşlarımızın zaten eğitimleri var, bu konuda eğitim alacaklar. Şahane bir kıyafetleri olacak. Hepimizin içi rahat edecek. Seçilmiş ve iyi giyinmiş, öğrencilerle nasıl diyalog kuracağını bilen ve suça karşı caydırıcı uzman çavuşlarımıza burada alan var. Ayrıca daha pek çok alanda nerede güvenlik yoksa, yani sokakta bir kadın arkasından gelen ayak sesinden ürkmeyeceği sokaklar yaratana kadar da nerede bir güvenliğe ihtiyaç varsa oralar da uzman çavuşlara istihdam alanı olacak.”
“ELDEN GİDEN DİN DEĞİL, ERDOĞAN VE AK PARTİ İKTİDARIDIR”
“Bugün 3 Mart. Türkiye’de laiklik ilkesinin temelini oluşturan Üç Devrim Yasası’nın dönümü. Tevhid-i Tedrisat düzenlemesi, hilafetin kaldırılması ve Şeriyye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasını 102’nci yılındayız. Gölge milli eğitim bakanımız, milli eğitim komisyonu milletvekillerimiz ve politika kurulu üyelerimiz bugün Meclis’teydiler. Eğitim alanında örgütlü sendikalar, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerle görüştüler. Şu anda 70 öğretmenimizle birlikte grubumuzu öğretmenlerimiz şereflendirdiler. Arkadaşlarımız da eşlik ediyorlar. Bugün çok kıymetlidir çünkü Cumhuriyet’in tüm dinlere, tüm kimliklere karşı eşit ve adaletli davranmasını öngören bir ilkenin kıymetini hatırlıyoruz. Birileri gibi o ilkeye yıllarca saldırıp, sonra 15 Temmuz’da sadece bu millete değil bir meczuba sadakati olanların, ‘Alnı secdeye değiyor, bize karşı sadakati var’ deyip liyakate bakılmadan bir yerlere getirilenlerin ne yaptığını görünce Atatürk resimlerine sarılanlar, onları kendi il başkanlıklarından sallayanlar, İzmir’de FETÖ’nün sahibi olduğu il başkanlığından bir gecede başka tarafa taşınıp Atatürk resmi asanlar, şimdi yine Ramazan’ın yaşattığı duyguları da kendince kaşıyarak, toplumun bir tarafını düşmanlaştırarak, çocuklar üzerinden kutuplaşma yaratarak saldırıda bulunmaya ve buradan bir tansiyon yaratmaya çalışıyorlar. Şunu bilsinler mübarek Ramazan ayındaki istismarın, kendilerince yapmaya çalıştıkları kumpasın farkındayız. Milleti bölmeye uğraşmasınlar. Biz inanç özgürlüğünden yanayız ve Cumhuriyet’in bütün kazanımlarının kaya gibi arkasındayız, kaya gibi. Herkes bilsin ki Cumhuriyet Halk Partisi din ve vicdan özgürlüğünün de laiklik ilkesinin de teminatıdır. Cumhuriyet’in ilkelerini savunmak suç değildir. Kimsenin ‘Din elden gidiyor’ edebiyatına da fırsat vermeyiz. Çünkü ne dinin elden gitmesine, ne inanç özgürlüğünün kısıtlanmasına, ne de bu ülkenin evlatlarının birilerinin hesabı uğruna kutuplaştırılmasına izin vermeyiz. Elden giden bir şey vardır, o da Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin iktidarıdır.”
“‘ÇIKACAĞIM’ DEDİ, ÇIKARMADILAR; ŞİMDİ DE GİREMİYOR”
“Değerli arkadaşlar, biraz önce de söyledim, bir darbe sürecinin içindeyiz. 2026 yılının üçüncü ayının, üçüncü gününde üç saat sonra dünyada ne olacak, ülkede ne olacak, bunu bilemediğimiz bir ortamda yaşıyoruz. Kötülük sınır tanımıyor, kötülük saldırıyor. Cesaretle, metanetle, hem gayretle, hem de kuvvetle karşısında duruyoruz. Yargıya duyulan güvenin yüzde 18’e indiği, Türkiye ekonomisinin 160 milyar dolar kaybettiği bir darbe sürecindeyiz 19 Mart’tan beri. Hatta 30 Ekim 2024’ten beri bu darbeyle muhatabız. Bu darbenin ilk adımları atıldığında Türkiye’nin en büyük ilçesi, biz kaybettiğimizde nüfusu 90 bin olan ve nüfusu 1 milyonun üzerindeyken Ahmet Özer tarafından alınan Esenyurt’ta bir sabah Ahmet Özer’e ‘Sen Esenyurt’u nasıl elimizden alırsın?’ dediler. O günlerde ortamlar başkayken Kürt kimliğini de aşağılayarak, ‘Böyle bir ilçeyi sen nasıl alırsın Ahmet Özer?’ diyerek, onu önce gözaltına, sonra Silivri zindanına koydular. Dimdik bir mücadele verdi. ‘Benim suçum yok’ dedi. ‘Benim suçum bu ilçeyi kazanmak’ dedi. ‘Benim suçum hizmet etmek’ dedi. ‘Esenyurt’un varlıklarını benden istediler. Vermedim, işlerine gelmedim, bana saldırıyorlar’ dedi. Bir sabah saldırdılar. Bir yılı aşkın zaman hapiste yattı. Eğilmedi, bükülmedi. Tahliye oldu. 111 gündür, tahliye olduğundan beri de hem Türkiye’nin barışına, demokrasisine katkı sağlamaya çalışıyor; hem girdiği cezaevine… Gerçi izin vermediler en son. Çok enteresan bir durum var. Bu Ahmet Özer - Silivri ilişkisi hakikaten kitaplık bir ilişki. Seçilmiş adamı içeri koydular, ‘Çıkacağım’ dedi, bir yıl çıkarmadılar. Şimdi Ekrem Başkan’ı ziyaret edecek, ‘Gireceğim’ diyor ve yine izin vermiyorlar. Şimdi hem arkadaşlarıyla, aileleriyle ilgileniyor ama bir yandan da Esenyurt sokaklarında yolda yürüyemiyor. Çünkü herkes ‘Çıktın artık, görevinin başına gelmelisin’ diyor.”
“KAYYIM, İŞGAL ORDUSU GİBİ DAVRANIYOR”
“Göreve iade için başvurdu ama inanılmaz bir durum var Esenyurt’ta. Niye? Her yerde ilçenin kaymakamı, varsa ilin valisi kayyım olarak atanırken… Ki atanmasın hiçbirisi. Esenyurt’un kaymakamına ‘Sen yapamazsın’ dediler. Beyoğlu Kaymakamı’nı bir geceliğine İstanbul Vali Yardımcısı yapıp, bir geceliğine, ertesi sabah Esenyurt’a kayyım yolladılar. Öyle tuhaf, öyle acayip bir organizma ki her yere Esenyurt Belediye Başkanı diye kendi adını yazdırdı. Ben bir yerde kayyım resmi görmedim. Posterler bastırdı, bilboardlar giydirdi. Ramazan’da dağıtmak üzere 500 bin tane çatal, bıçak, kaşık yaptırmış. Üstüne kendi ismini yazdırmış. Kayyım kendi ismini yazdırmış. Esenyurt’un seçilmişi Esenyurt’ta omuzlarda, o belediyenin atanmışı 500 bin tane kaşık dağıtarak milletin gönlüne girmenin telaşında. Millet selam vermiyor. AK Partililer diyor ki ‘Başımıza dert oldu. Ahmet Özer dönsün, rekabet edelim.’ Devletin gücüyle orada belediye başkancılık oynayan birisi var. Bir de Ahmet Özer’in vermediği… Ki demişler ‘Vergi borcuna karşı ver.’ ‘Nasıl vereyim, Esenyurt’un malı, babamın malı mı?’ dediği milyarlarca liralık arsaları o vakfa devretmiş, bu vakfa devretmiş. Bila bedel oraları dağıtmış işgal ordusu gibi. ‘Geldiğinde bir şey bulamasın.’ İzmir’i terk ederken yakan kafa neyse, Esenyurt’un kayyımı ‘Benden sonra Ahmet Özer’e kalmasın, CHP başarılı belediyecilik yapmasın’ diye böyle bir işin peşinde. Dilekçe, Sayın İçişleri Bakanı’nın önünde. Sayın Bahçeli ‘Ahmetler göreve’ derken, Esenyurt ayakta, inanmayana açık söylüyoruz. Gelin bu pazar bir sandık koyalım. Esenyurt‘ta AK Partililer ve MHP’liler dahil. Yüzde 75 göreve iade çıkmazsa bir şey demiyorum. Hatta ve hatta bu kayyımı orada tutamazsınız da tut ki tutmaya karar verdiniz. Gelin o zaman Tayyip Bey, gelin. Kararı niye sen veriyorsun demokraside, niye ben vereyim demokraside? Sandığı koyalım, istifa ettirelim bütün Esenyurt belediye meclis üyelerimizi. Sandığı koyalım, benim adayım Ahmet Özer. Hadi koy bakalım kaşıkçı çatalcı kayyımı da. 100 bin mi fark veriyoruz başkanım? 50 bin de ben veriyorum. 150 bin avans veriyoruz, çıkın karşımıza. Haydi. Bir kez daha söylüyorum ‘Hayrul beşer, insan şaşar.’ Kardeşle inatlaşılır, eşle inatlaşılır, herkesle inatlaşılır, milletle inatlaşılmaz. Esenyurt ‘Ahmet Özer’ diyorsa, inatlaşmayacaksın.”
“SANDIKTA O KADAR AĞIR BEDEL ÖDERSİN”
“Adana ‘Zeydan Karalar’ diyorsan bu iradenin karşısında durmayacaksın. Zeydan Karalar’ın göreve iade edilmediği her gün Adana’ya bir kayıptır, siyaseten AK Parti‘ye kayıptır. CHP’ye faydadır. Millet bu haksızlıkları gördükçe yutmaz ve unutmaz. Gününü bekler. Bu millet bu adaleti tesis etmek üzere önüne gelmesini bekler. O güne kadar Adana’yı ne kadar kızdırırsan o kadar ağır bedel ödeyeceksin sandıkta. Aklı başında AK Parti‘deki insanlara söylüyorum. Biri gitsin, birkaçınız gidin ve anlatın. Diyorsunuz ya ‘beyefendiye.’ Anlatın. ‘Bir şiir için içeri girdiğinizde bizim hikayemiz orada başlamadı mı? diye. ‘Abdullah Gül’ün önüne engel çıkarılınca millet bir anda bize sahip çıkmadı mı?’ diye. Söyleyin, ‘Tersini biz yaptık. 31 Mart’ta 13 bin 600 farka burun kıvırdık. 45 gün sonra 806 bin farkı yedik.’ O fark yerken kafa kafaya seçimi 806 bin yaptık, bir sonraki seçim 1,5 milyon yaptık. Millet dikleşeni, kararına direneni, seçtiğiyle uğraşanı sevmiyor. Çünkü milletin seçtiği ile darbeciler uğraşır. Millet birini seçtiyse, darbeci onu indirdiyse millet ilk fırsatta onu daha yüksek bir makama bindirir. İlk fırsatta bunu yapar. Tayyip Bey’e buradan, Ramazan mübarek gün, akşam aynı iftar sofrasında buluşsaydık ki balta çekti. Her seferinde kavgayı çıkarıyor ki bu milletin istediği birlik, beraberlik olmasın. Bu akşam iftar sofrasında buluşsak belki orada anlatırdım. Şimdi buradan anlatayım.”
“ÜLKENİN UMUDU ‘HAK GEÇMESİN’ DİYEN ESNAF HACI AMCA’DADIR”
“Son sözüm şudur, son anlatacağım budur. Ramazan mübarek gün alınacak ders şudur. İstanbul seçimlerini iptal etmişsiniz. Biz de üç grup başkanvekili üçe bölündük. İkinci bölge bana düştü. Her gün, iki ya da üç ilçeye gidiyorum, grubumuzdan milletvekilleri ile çalışıyorum. Fatih ilçesindeyiz o gün, esnaf geziyoruz. Girdim içeri, bir tane böyle bembeyaz çember sakalıyla, takkesiyle nur yüzlü bir hacı amca. ‘Selamünaleyküm.’ ‘Aleykümselam Özgür Efendi’ dedi. Böyle gülümsedi. Öyle bir büktü ki bıyığını, öyle bir güldü ki. Dedim ‘Hadi amca beni de biliyor her her şeyi biliyor.’ Ben hemen lafa girecek oldum. ‘İşte biliyorsun seçimler oldu, Hacı amcacığım’ falan. ‘Dur, Özgür Efendi, bak’ dedi. ‘Şimdi yenisi var’ dedi bir gösterdi elektronik bir terazi. ‘Ama Hacı amcan bununla 40 yıl tarttı’ dedi. Arkada bir tane yerde sarı kefeli bir eşit kollu terazi, yamuk yumuk olmuş kefeleri. Dedi ki ‘Hacı amcan bunda yıllarca fasulye tarttı, nohut tarttı, buğday tarttı, irmik tarttı. Bu böyle dengeye gelir bilir misin?’ dedi. Dedim ‘Ben eczacıyım.’ ‘Bu dengeye geldi ya, hacı amcan o ucuyla o tarafa biraz daha fasulye attı, nohut attı’ dedi. Dedim ki ‘Niye?’ Dedi ki ‘Hak geçmesin’ diye. ‘Şimdi bak sana söyleyeyim Özgür Efendi’ dedi. ‘Buyur hacı amca’ dedim. ‘Ben Tayyip Bey ne zamandan beri meydana çıktı ona oy verdim. Veririm.’ ‘Ver Hacı amca’ dedim. ‘Kime dediyse ona da verdi, veririm.’ ‘Ver Hacı amca’ dedim. ‘Binali Bey’e dedi, Binali Bey’e verdim’ dedi. ‘Olsun hacı amca’ dedim. ‘Gelecek sefer kimi aday ederse de ona vereceğim’ dedi. ‘Tamam Hacı amca’ dedim. ‘Ama bu sefer Ekrem‘e vereceğim’ dedi. ‘Niye hacı amca?’ dedim. ‘Evladım hak geçti, hak geçti’ dedi. Bu memleketin umudu Tayyip Bey’in vicdanında değildir. Bu memleketin umudu Fatih’te hak geçmesin diye her müşteriye bu kadar fasulye atan, 40 yılda belki iki kamyon fasulyeyi hak yememek için karşıya atan hacı amcanın İstanbul’u seçimine adalet getiren vicdanındadır. Hacı amcaya selamlar olsun. Ramazan’ı mübarek olsun. Hepimizin yolu açık olsun. Hakkı, hukuku ve adaleti getireceğiz. Bu ülkeyi adaletle hep birlikte biz yöneteceğiz. Hepinize saygılar sunuyorum.”
World Media Group (WMG) Haber Servisi
Gündem
Gündem
Gündem