İran – İsrail ve Reisi

Sovyet Blokunun çözülmesinin ardından soğuk savaş döneminin koşulları ortadan kalkmış ve Türkiye’nin NATO doğu ucu koruma görevi sona ermiştir. Ancak dünyada değişen dengeler Türkiye’nin de yeni bir konum almasını zorunlu kılıyor.

03:40:59 | 2024-04-02
İlker Kaplan
İlker Kaplan      gazete.haber@gmail.com

Yeni Dünya Düzeninde emperyalizm Ortadoğu’daki güvenlik sorununu İsrail ile aşmaya çalışıyor ancak İsrail tek başına bu büyük coğrafyada güvenlik sorununu çözebilecek durumda değil.            

Türkiye’nin de bu sürece eklemlenmesi zorunlu. İşte Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)  olarak tanımlanan yapılanmada Türkiye’nin  cumhurbaşkanının eş başkanlık yapmasının sebebi de özetle; Küreselleşmenin Ortadoğu’daki koçbaşı olma startejisinin ürünüdür. Başka bir şekilde ifadelendirecek olursak Türkiye’yi kendi askeri ve siyasi emellerine alet edeceği bir ülke konumuna sürükleme planının parçasıdır. Afganistan ve Irak ‘sorunlarını’ silahla demokrasi getirerek çözen ABD ve müttefikleri için bölgede iki lokal güç kalmıştır bunlardan birincisi İran diğeri ise Suriye’dir. Suriye’nin son sekiz yılında yaşadığı sorunlar ve dünyanın tüm bölgelerinden gelen “terör” odaklarına karşı verdiği mücadele bu açıdan önemlidir. BOP Suriye’de sekteye uğramış bir projedir. Ancak daha bitmedi hala devam ediyor.

Dünyada Sovyet Bloku’nun 1989 tarihi itibariyle dağılması ve kapitalizm karşısındaki alternatif güç olarak varlığının sonlanması ardından, ‘siyasal İslam’ alternatif bir sistem olarak ortaya çıktı ve kendini var etti. Bu durumda kapitalist blok Sovyet tehdidine karşı kurguladığı ‘yeşil Kuşak Projesinden’ vazgeçmek zorunda kaldı. Emperyalist Kapitalist Batı Blokunun kendi eliyle büyüttüğü canavardan desteğini çekip onunla mücadeleye girişmesi kaçınılmazdı. Siyasal İslama karşı tepkisellik ve mücadele sürecine Türkiye “28 Şubat müdahalesi” ile eklemlendi. İşte bu noktada karşımıza önceki yıllarda (1996)  Refahyol Hükümetinin Başbakanı Necmettin Erbakan tarafından imzalanan İsrail – Türkiye Güvenlik ve İşbirliği Anlaşması çıkıyor. 23 Şubat 1996 yılında imzalanan bu anlaşmayla  Ortadoğu’da BOP’un iki önemli aktörü bir araya getirilmiş oldu.

Bu süreçte daha önceden belirlenmiş aktörler  seçilmiş ve oyun ortaya konulmuştur. Hatta 28 Şubat sürecinden sonra; Türkiye’ye biçilen ‘ılımlı İslam’ gömleği de hayata geçirildi. Refahyol İktidarının kurulması ve yıpratılması (başta İsrail ile yapılan bu anlaşma sonucunda), Susurluk (kontrgerilla) karşıtı eylemlerin cumhuriyetin korunmasına dönük hareketlere  dönüşmesine karşın birkaç yıl sonra yaşanan “ekonomik kriz ve siyasal çöküş” AKP’nin siyasal hayatımıza girmesine yol açtı.

Bu dönemde tekrar Ortadoğu’ya dönersek, İsrail ve Türkiye’nin kurduğu paktın tam karşısında yer alan İran’ı da çözümlememiz gerekir. İran “1979 İslam Devrimi” sonrası Emperyalizmden siyasal anlamda kopuş gerçekleştirmiş bir ülkedir. Ancak Emperyalist Batı Bloku ile özellikle Almanya ve Fransa ile güçlü ekonomik ilişkilerini sürdürmektedir. Ülke içindeki pragmatist özel mülkiyetçi bir anlayışı benimsemiştir. Irakla girdiği savaş sonrası, ülkede toplumsal muhalefet baskı altına alındı. Pers İmparatorluğu’ndan bu güne kadar coğrafyanın ürettiği insanlık adına ne kadar birikim varsa bu dönemde kırılmaya uğradı.

Günümüzde ise İran’ın -küreselleşmeyle birlikte- emperyalistler arasındaki çelişkileri kullanabilmesi olanaksız duruma gelmiştir. Katı İslamcı tarzından daha “ılımlı” bir tarz geliştirmesi zorunlu duruma gelmiştir. Aslında İran’da Halkın Mücahitleri’nin ülke dışından yıllardır verdiği mücadele ve geçtiğimiz yılarda gerçekleştirilen öğrenci eylemleri toplumsal muhalefet tabanı olduğunu kanıtlamakta ancak yeterli düzeyde görünmemektedir.

İran’da İslam Devrimi öncesi, Şah’ın gizli servisi Humeyni’yi çağırıyor ve yalnızca dinsel görevlerini yerine getirmesi gerektiğini siyasal mücadeleyi ise bırakması gerektiğini söylüyor. Humeyni’nin yanıtı ise oldukça açık oluyor: “Bizim öncelikle düşmanımız Şah ve onun dış destekçileri İsrail ile ABD’dir. Onlara karşı mücadele edeceğiz”. Günümüzde İran tüm bu söylemlere karşın Emperyalizmin ekonomik ve toplumsal sarmalında ilerliyor görünüyor ancak hala İsrail ve ABD karşısında bölgesel bir güç olarak varlığını sürdürüyor. Ortadoğu’da güç dengeleri  petrol, su ve egemenlik üzerine dönmektedir. Bu döngü daha uzun yıllar sürecek gibi görünüyor.

Reisi’nin Helikopterinin düşmesi veya düşürülmesini bir de bu açıdan değerlendirmekte fayda var.

World Media Group (WMG) Haber Servisi




ETİKET :   iran-israil-reisi

Tümü