CUMHURİYET HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL:
“MUHALEFETTE BİR ÖZGÜVEN PATLAMASI, İKTİDARDAYSA DİZLERİN TİTREMESİ SÖZ KONUSU; HODRİ MEYDAN, CESARETİNİZ VARSA ÇIKIN KARŞIMIZA”
“MEHMET ŞİMŞEK’İN EĞİP BÜKMEDEN SÖYLEMESİ GEREKEN ŞUDUR; TÜRKİYE’DE ‘SAVAŞFLASYON’ YOK, ‘DARBEFLASYON’ VAR”
“ALKIŞLAYIN BAKANIMIZI ‘DOKUNULMAYANA DOKUNUYOR’”
“FURKAN TORLAK BU SEFER BİZE DEĞİL; SİZİN HAYSİYETİNİZE SALDIRDI. SUSUN DA GÖREYİM”
“ÜMİT ERKOL ANKARA İL BAŞKANIMIZ OLDUĞU İÇİN TUTUKLANMIŞTIR. LAMI CİMİ YOKTUR”
“EVLATLARI 8, 10, 15 YAŞINDA VERESİYE DEFTERİYLE TANIŞTIRANLARI MİLLETİN ELİNDEN HİÇBİR ŞEY KURTARAMAYACAK”
“GEREKİRSE BOYNUMUZU VERECEĞİZ AMA ASLA BUNLARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi grubundan milletvekillerimiz adına 81 ilde baba ocağının bacasını tüttüren il başkanlarımızı, onların şahsında tüm örgütümüz, Türkiye’nin dört bir yanından buraya gelen, sesimize ses, nefesimize nefes olan, sesini duyurmaya, sorunlarına çözüm aramaya ve umudu Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bulmaya gelenlere selam olsun. Hepiniz hoş geldiniz. Hep beraber bir yoğun çalışma haftasını daha geride bıraktık. Daha yoğun geçecek bir haftaya da hep birlikte ‘merhaba’ dedik” dedi. Özel, şunları söyledi:
“KARŞIMIZDA PARTİSİNİ DEĞİL, MİLLETİ DÜŞÜNEN LİDERLER BULDUK”
“Dünya Romanlar Günü’nde, 8 Nisan’da İstanbul’da Roman yurttaşlarımızla buluştuk. Onların sorunlarını, sorunlarına kalıcı çözüm önerilerimizi hep birlikte paylaştık ve günü coşkuyla kutladık. Nevşehir’de adalet ve demokrasi için 104’üncü eylemde bir araya geldik. Dün önceki Meclis Başkanlarımızdan Sayın Hüsamettin Cindoruk’u İstanbul’da son yolculuğunu uğurladık. Bu sabah saatlerinde Saadet Partisi ziyaretiyle, Sayın Arıkan’a ve değerli heyetine yaptığımız ziyaretle 12’nci ayrı siyasi parti ziyaretini tamamlayarak önümüzdeki dönem Türkiye siyaseti ile ilgili çok önemli değerlendirmelerde, görüşmelerde bulunduk. Sayın Genel Başkanlara parti siyaseti yapmaya gitmedik. Karşımızda da partisini değil, milleti düşünen liderleri bulduk. Onlarla buluştuk, onlarla görüş alışverişinde bulunduk. Hepsine, Türkiye’nin yarınlarını, demokrasiyi ve dolayısıyla bu milletin refahını, huzurunu düşünen Genel Başkanlarımıza Cumhuriyet Halk Partisi grubundan yürekten teşekkür ediyoruz. Yaptığımız görüşmelere, siyasi gündeme dair değerlendirmelerde bulunacağım ama her gün biraz daha yakıcı, yıkıcı duruma gelen ekonomik kriz gündemi ile ilgili değerlendirmelerle başlamak isterim.”
“MECLİS’İN DAHİ SESİNİN KISILDIĞI BİR GERİLEME YAŞADIK”
“2018 yılından bu yana bitmeyen bir ekonomik kriz yaşıyoruz. O tarihten beri ağır bir enflasyonun, hayat pahalılığının yaşandığı, alım gücünün günden güne eridiği bir ülkedeyiz. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi ile birlikte kararların tek elde toplandığı, denetimin zayıfladığı, keyfiliğin arttığı, kurumların ve kuralların hiçe sayıldığı, en önemli kurum olan, milletin eliyle oluşturduğu, onun adına denetleyen ve onun adına var olan Meclis’in dahi sesinin kısıldığı bir sürecin içinde büyük bir gerileme yaşadık. Hem demokratik olarak, hem ekonomik olarak. Önce ‘Yanlış, ben bilirim’ diyen, ‘En iyisi benim’ diyen, ‘Ben ekonomistim’ diyen; liyakate, tecrübeye, eğitime önem vermeyen; hem burnunun dikine giden, hem de bunu maksatlı yapan birisinin yanlış ekonomi ve faiz politikaları ile önce zayıfladık. Ardından pandemiye kırılgan bir ekonomiyle yakalanmanın ağır bedelini ödedik. Bakanlar değişti, Merkez Bankası’nın beş yılda bir değişecek, bağımsız olması gereken başkanları ‘Laf - söz dinlemiyor’ diye, ‘Ben faiz düşür diyorum, faiz artırmak istiyor’ diye, ‘Ben miyim patron, o mu patron?’ diye diye değiştirildiği kötü bir yönetim anlayışını yaşadık. Maalesef fatura hep milletimize kesildi. Örneğin pandemide enflasyonu yüzde 2’den 4’e çıkan ülkeler telaşa düştüler, faizi yüzde 5’e çıkarıp, paranın harcamaya ve enflasyona ya da ‘Para değer kaybediyor, bir an önce bir şeyler alayım’ hissiyatıyla bir enflasyonist dalga yaratmasına mani oldular. Yüzde 3 olan enflasyon yüzde 6 oldu, yüzde 6,5’ten döndü. Yüzde 4 olan yüzde 8 oldu, yüzde 9 olmadan döndü. Ama bizim tek haneli olacak enflasyon en iyimser TÜİK’in rakamlarıyla yüzde 86’lardan döndü. Halen daha da vatandaşın yıllık yüzde 50’nin üzerinde yaşadığı, hissettiği; TÜİK'in yüzde 30’larda ölçtüğü bir enflasyonla muhatabız.”
“BU İKTİDAR, MİLLETİN EKMEĞİNİ KÜÇÜLTEN BİR İKTİDARDIR”
“Bunlarla birlikte artan hukuksuzluk, adaletsizlik, siyasi operasyonlar Türkiye ekonomisinin bütününe güveni günden güne azalttı. Yabancı yatırımcı gelmedi, gelmiş olan çıktı. Türkiye’deki yerleşik olanlar bile bir yolunu buldular, paralarını dışarı çıkarmaya başladılar. Yargıya güven düştükçe yatırım ortamı tamamen bozuldu. Dünya devleri Türkiye’de yatırım yapmaya hazırlanırken yatırımlarını Balkanlara, başka ülkelere kaydırdılar. Doğrudan yatırım neredeyse sıfırlandı. Sadece Türkiye’ye paradan para kazanmak için gelenler ve parasını kazanınca çekip gidenler musallat olmaya başladı. Son olarak da 19 Mart 2025’te yapılan sivil darbe, ekonomimize en ağır hasar verdi. 60 milyar dolar rezervimiz satıldı, borsamız çöktü ve yabancı yatırımcının derinliği olanları tamamen ülkeyi terk etti. Hem milletin huzurunu bozdular, hem de ekmeğini küçülttüler. ‘Bu iktidar nasıl bir iktidardır?’ diye sorarsanız bir cümleyle ‘Bu iktidar milletin ekmeğini küçülten bir iktidardır.’ Eskiden ekonomik krizler yaşandığı yıllarla anılırdı; 1994 krizi, 2001 krizi gibi. Ama şimdi ekonomik krizin yılı yok. Çünkü bitmek bilmiyor. Kronik çoklu krizler ortamındayız. İşte bu yüzden ülkemiz İran Savaşı’na da en hazırlıksız yakalanan ülke oldu. Tüm bu yanlış politikaların sonucunda Türkiye şu hale geldi. Resmi rakamlara göre; Mehmet Şimşek’in de aksini iddia etmediği, bütün dünyanın kabul ettiği rakamlara göre yoksullukta Avrupa birincisiyiz, yüksek enflasyonda Avrupa birincisiyiz, yüksek faizde Avrupa birincisiyiz, işsizlikte Avrupa birincisiyiz, gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisiyiz. Türkiye’yi bu hale getirdiler. Dış politikada ilgisiz, ekonomide basiretsiz, yönetimde liyakatsiz, hukukta adaletsiz bir iktidarla muhatabız. O iktidarın yönettiği ülkede yaşama mücadelesi veriyoruz. Teşhis doğru konmazsa çözüm de doğru bulunamıyor. Bu yönetim ekonomiye en ağır zararın verildiği 19 Mart darbesi ve sonuçlarıyla içeride yüzleşmekten kaçıyor. Açık açık, ‘Evet, biz yaptık. Böyle yaptık, böyle oldu’ demiyor. Ama dünyadan da gerçekleri gizleyemiyor.”
“MEHMET ŞİMŞEK DE YURT DIŞINA GİDİNCE BÖYLE ANLATIYOR”
“Mehmet Şimşek yurt dışından para bulmak için gittiği görüşmelerde Londra’da örneğin 1 Nisan günü ki sunumları dinleyenleri, not tutanların şirketlerine verdikleri raporlar var, hazır. Diyor ki Mehmet Şimşek 1 Mart’ta yaptığı sunumda; işaretleyerek 19 Mart dönemine ‘çoklu şoklar dönemi’ diyor. Nedir? 18 Mart'ta diploma iptal edilmiş, 19 Mart'ta sabahın köründe operasyonla Ekrem Başkan’ın ve arkadaşlarımızın evlerine gidilmiş. 20 Mart'ta İBB'ye terör soruşturmasından dolayı kayyım atanacağı haberleri düşmüş. 23 Mart günü Ekrem İmamoğlu ön seçimin yapılacağı gün hakim karşısına çıkmış, akşam saatlerinde tutuklanmış. Ertesi gün Cumhuriyet Halk Partisi‘ne kayyım atanacağı haberleri gelmiş, 6 Nisan günü Cumhuriyet Halk Partisi olağanüstü kurultaya gitmiş ve devamında haziran sonuna kadarki çoklu şoklar döneminde Mehmet Bey 60 milyar doları satmış. Diyor ki ‘Bu yüzden şu anda bu kadar kırılganız. Bu yüzden bu kadar zordayız.’ Biz de aylardır, yıllardır zaten Mehmet Şimşek’e bunu söylüyorduk. Diyor ki ‘İran operasyonunda petrol fiyatları bir anda yükselince 50 milyar dolarlık bir rezervle bu kadar tutabildik. ÖTV'den vazgeçtik ama artık pompaya yansıttık. Elektriği zamladık, doğalgazı zamladık. Bu haldeyiz.’ ‘Ama biz aslında bu kadar kötü değildik, bu parayı biz geçen sene 19 Mart çoklu şoklar döneminde kaybettik’ diyor. Bunu hatırlayacaksınız bütçe görüşmelerinden. Mehmet Şimşek’in elinde yabancılara yansıttığı yansıyı aslında Mehmet Şimşek bu kürsüden ya da bütçe görüşmemizden hatırlıyor. Bu benim bütçe görüşmelerinde elimde tuttuğum ve slayt numaralarını verdiğim, bütçe görüşmesinde yedi numaralı gösterdiğim görsel. 19 Mart'ta borsanın düşüşü, 30 Haziran'da toparlanışı, İstanbul İl Başkanlığımıza kayyım atandığındaki büyük düşüş, kurultay davası ertelendiğinde yükseliş, CHP’yi kapatma davasıyla düşüş. Yani Mehmet Şimşek’in ‘çoklu şoklar dönemi’ diye 60 milyar doları harcadığını gösterdiği ilk bir ayda olanları zaten bizde devamlı böyle anlatıyoruz. Mehmet Şimşek de bunu yurtdışına gidip böyle anlatıyor. Ama Türkiye’ye gelince bu gerçeklerle yüzleşmekten kaçınıyor.”
“VERGİ REKORTMENİ MERKEZ BANKASI ZARARA UĞRATILDI”
“Demek Mehmet Şimşek’in anlatıp da ikna edemediği konu ki kendisi böyle terimler yaratmakta mahirdir, ‘warflation’ diye bir şey icat etti. ‘Savaş enflasyonu.’ Türkçesi var, İngilizcesine kimseyi inandıramıyor. ‘Oluyor da bu, niye bir tek sende oluyor?’ diyen sorana ‘E geçen sene harcadık biz paraları. Biz darbe yaparken rezervleri tükettik. Yerine koyarken büyük maliyetlere katlandık. O yüzden savaş bizde çok enflasyon yarattı’ diyor. Aslında Mehmet Şimşek’in hiç eğip bükmeden oraya söylemesi gereken şey; Türkiye’de ‘savaşflasyon’ filan yok, Türkiye’de ‘darbeflasyon’ var. Onun da adı ‘coupflation’dır. Türkiye’de davaya, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara yürüyüşüne yargı eliyle yaptıkları müdahalenin ekonomik sonucudur. Buna, milletin yoksullaşmasına sebep olan Tayyip Erdoğan’ın Ekrem İmamoğlu’ndan ve Cumhuriyet Halk Partisi iktidarından korkusudur. Bunun altını kalın çizgilerle çizeriz. Mesele bu ama ‘Yükü kim taşıyor?’ diye bakarsanız… Bakın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Hani diyor ya ‘Sattık, sattık. Sonra yerine koyduk’ diyorlar büyük maliyetlerle. Onu koyarken ne kadar enflasyona, ne kadar borçlanmaya katlandığımızı söylemiyorlar. Vergi rekortmeni idi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. 2020 yılında net karı 34,5 milyar lira ve ödediği 8,5 milyar lirayla vergi rekortmeni. 2021’de 16,7 milyar lirayla vergi rekortmeni. 2022’de 21,3 milyar lirayla vergide üçüncü. İşte Mehmet Şimşek’in ‘Biz yaptık’ dediği 2025’te vergi yok, çünkü 1 trilyon lira zarara uğratmışlar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı. Pandemi, devamı ve 2025’te artık dünyada pandemi ve pandeminin devamındaki sorunlar bitmişken Türkiye’de Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın büyük çöküşü ve zarara uğraması burada. Elbette merkez bankaları belli dönemlerde zarar edebilirler ama ne için eder? Hepimizin bankası zarar edecekse pandemiden korumak için eder, uluslararası krizden korumak için eder, bir savaş çıkar ve ülkeyi bu savaşın yaratacağı yoksulluktan, işsizlikten korumak için eder. Ama açıkça anlatıyorlar ki ‘Biz esas zararı Ekrem İmamoğlu’nu içeri aldığımızda ortaya çıkan çoklu şoklar döneminde yaptık.’ O yüzden de hep birlikte şunu görmeliyiz. Bu ülke Recep Tayyip Erdoğan’ın baştan beri saydığım geçmişten bugüne kalan kötü yöntemi ve gözünü hırs bürümesi, iktidarı teslim etmemek için her şeyi göze alıp ülkenin yarınlarını yok etmek pahasına kendi mücadelesini vermesinden dolayı sürmektedir. Buradan açıkça söylüyoruz. Bu ülke kendi siyasi ikbalini ülkenin önüne koymayan, ülkenin menfaatini partisi ve kendi menfaatinin, her şeyin üstünde tutan demokratik bir hukuk devleti ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günlerde olduğu gibi millet için kurulduğu, kişilerden ve hanedandan kurtulup millete hizmet için kurulduğu gerçeğiyle yüzleşmeli ve böyle yönetecek bir iktidara kavuşmalıdır. Biz bu iktidara talibiz.”
“BU FOTOĞRAF ÜLKEYİ YÖNETENLERİN UTANCIDIR”
“Ekonomik krizin boyutunu iki örnekle göstereceğim. Örneklerden bir tanesi çok hazin. O Ulus’ta hani evde kalacak kadar kira olmadığı için geceliği 100 - 200 lira olan korkunç otellerde kalan emeklilerin gündüzleri dolaştığı Ulus’ta bir hayırsever elma dağıtmaya kalkıyor. Burada emeklilerin arasındaki ücretsiz belki 1 kilo bile değil; bir - iki tane elma için giriştikleri mücadele, ortaya çıkan hazin tablo hepimizi derinden yaralamıştır. Bu emekliler çalıştıkları zaman bu elmayı kasa kasa alan, onlar çalışırken Türkiye Cumhuriyeti emeklilerinin bırakın bir tek elmaya, hiç kimseye muhtaç olmadıkları bir dönemden geliyor. Bu fotoğraf Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin utançlarıdır. Bu Cumhuriyet’i kuranlar olarak ve bu fotoğrafa bakınca yüreği yananlar olarak söz veriyoruz ki bu iktidar değişecek ve bir daha kimse Türkiye’de böyle bir fotoğrafın parçası olmayacak.

“ÇOCUĞA YARIM TOSTU VERİYOR, VERESİYE KAYDEDİYOR”
“Bu kürsüden daha önce ‘40 ekonomistin anlatamayacağını, bir bakkalın 40 sayfalık veresiye defteri anlatır’ diyerek o veresiye defterini açmıştım. Geçtiğimiz gün arkadaşlar başka bir veresiye defteri getirdiler. Gerçekten okuldaki veresiye defterini, insan 11-A’daki Ziya’nın 75 liralık borcunu, Lara’nın 15 liralık borcunu, 9-B’deki Filiz’in 20 liralık borcunu, 9- A’daki Fethiye’nin 43 liralık borcunu, Servet’in 10-A’daki 60 lirasını, Masal’ın 75 lirasını, Alper’in 35’ini, Ravza’nın 40’ını, 9-B’deki Ecem’in 25 lirasını görünce ne diyeceğini şaşırıyor. Diğer yandan bugün veresiye defterlerinde 15 liralık çayı görüyorsunuz. 25 liralık kahve görüyorsunuz. İki tane poğaça görüyorsunuz, 65 lira. Dayanmak zor ama yarım kaşarlı görüyorsunuz. Bu ülkenin kantinlerinde, bu ülkenin evladına bir kaşarlı tost alamayacak kişiye tostu yarımdan kesip 50 liraya bir çocuğa tost verildiğini, onun da veresiye kaydedildiğini görüyorsunuz. Evlatları 8 yaşından, 10 yaşından, 15 yaşından bu defterle tanıştıranları, evlatlarımızı veresiye defterlerine düşürenleri sonra da bir tarafta kendi sefalarınızı sürenleri, bu milletin elinden hiçbir şey kurtaramayacak, hiçbir şey kurtaramayacak.”
“YÜKSEK GIDA ENFLASYONUNDA DÜNYADA ÜÇÜNCÜYÜZ”
“Yüksek gıda enflasyonunda dünyada üçüncüyüz. Yanlış duymadınız. Gerçi meydanlarda da söylüyoruz. Yüksek gıda enflasyonunda dünyada üçüncüyüz. Geçen gün Sayın Babacan’ı ziyaret ettim. Çıkışta gıda enflasyonu ile ilgili konuşurken, pek çok değerle, karşılaştırmayla söylüyoruz. O da bir başka bilgiyi hatırlattı hepimize. Diyor ki Sayın Babacan, ‘Pandemi oldu. Dünyada gıda enflasyonu oldu. Dünya, gıda enflasyonu gerçeği ile tanıştı gerçekten’ diyor. Pandemiden bugüne dünyadaki gıda enflasyonu ortalaması yüzde 45. Türkiye’de pandemiden bugüne gıda enflasyonu ortalaması yüzde 850. Yani birileri dönüp dönüp ‘Ya gıda enflasyonu tüm dünyada var.’ Evet var. Pandemiden bugüne 5 yılda yüzde 45 artmış. Yüzde 9 - mokuz. Türkiye’de yüzde 850 artmış. Tek sebebi kötü yönetim. İşin kötüsü biz kendi kendine gıdada yeten, tarımda yeten, efendim işte Balkanlar’ın, Ortadoğu’nun tarım ambarı olan, dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olurken, dünyada İran ki savaşta, Güney Sudan iç savaşta. Yani bir yerde iç savaş olan bir ülke, bir yerde savaşta olan bir ülkeden sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke Türkiye. Dünya haritasını düşünün, 200’ün üzerindeki ülkeyi düşünün. Adını bildiğiniz, bilmediğiniz bütün ülkeleri düşünün, o sıralamada en kötü yerdeyiz. Sondan üçüncü noktadayız. Yani Zimbabve geliyor ya akla, onun durumu bizden iyi. Küba, bizden iyi. Libya bizden iyi. Hangi ülke, Brezilya, Arjantin, geçmişte sorunları olan ekonomide. Hepsi bizden iyi. İran ile Güney Sudan dışında gıda enflasyonu bizden yüksek bir ülke yok. Bu ülkede yılın ilk iki ayında çiftçiye destekleme veriliyor. 2 milyar lira. Yılın ilk iki ayında faiz ödeniyor. 640 milyar lira. Türkiye’deki bütün çiftçilere verilen desteklemenin 320 katını faize ödemiş bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Merkez Bankası politika faizi yüzde 37. Vatandaşın devlete olan borcunun gecikme faizi yüzde 44,5. Vatandaşın devletten alacağına uygulanan faiz yüzde 24. Ancak vatandaşın kredi kartı ya da kredili mevduat hesabından çektiği, yani para bitmiş, maaş bitmiş. Ayın bitmesine 10 gün kalmış. Alışverişi yapmış, kredi kartı çekmiş. Ya da banka kartını sokmuş, kredili mevduat çekmiş. Buna uygulanan faiz bileşik yüzde 95. Yüzde 95. Devletin resmi faizi 37. Bankaların, kredi kartının gecikmiş borcuna ödedikleri faiz, yüzde 95 durumunda. Öyle bir noktadayız ki artık vatandaşın borcu borçla çevirmesinin mümkün olmadığı, aksine bunun sanki sanal kumar çetelerinin eline düşmüşçesine bir felaketi yarattığı bir sürecin içindeyiz.”
“ZİYARETLERİMİZ SÜRECEK”
“İşte böyle bir atmosferde aslında bayramda Sayın Genel Başkanların tamamıyla telefonda konuşmuştuk. O zaman ülkenin durumunu değerlendirmek üzere Sayın Genel Başkanlardan randevu isteyeceğimizi söylemiştik. Sonra çıktık ve geldik. Ardından belediyelerimize ve partimize yeni saldırılarla karşılaştık. Bunun devamında da Sayın Genel Başkanlara ki şu ana kadar 12 genel başkanla, partimizden 13 partinin üzerinden mutabık olduğu belli bir noktadayız. Ancak Meclis’te grubu bulunmayan, ziyaret etmemiz gereken belli siyasi partiler var. Onları da önümüzdeki günlerde en geç 15 gün içinde onlara da ayrı ayrı ziyaretlerde bulunacağız. Ama Meclis’te grubu olan, milletvekili olan, bir önceki dönem Meclis’te grubu bulunan partilerle ya da milletvekili olan partilerle, kendileri parlamenter olmuş genel başkanlarla da görüşmeler yaptık. Bu görüşmelerin en önemli kısmı hiç şüphe yok ki ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz kısmıydı. İran meselesine karşı alınması gereken kısa, orta ve uzun vadeli tedbirleri, bizim önerilerimizi, projelerimizi anlatan, Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin oluşturmuş olduğu bir raporu paylaştık. Sayın Genel Başkanlar kendi çalışmalarından bahsettiler. Partilerin ekonomistlerinin bu ve benzer konularda bir arada çalışmasının, masalar kurmamızın, oturup birlikte karşılıklı heyet ziyaretleriyle, uzman ziyaretleriyle çalışmamızın ve artık yönetilemeyen bu ekonominin çıkış noktasında fikir birliği, iş birliği, güç birliği ve amaç birliği içinde olmamıza yönelik olarak çok kıymetli görüşmelerde bulunduk. Ayrıca ortak bir tespit olarak, hatta milletin ortak bir tespiti olarak, hatta ölçeği küçültüyorum AK Parti’ye oy verenlere sorsanız, ortak bir tespit olarak AK Parti’nin belediyecilikteki karnesinin ne olduğunu söylerler. ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz’ diye bir atasözümüz var mesela bizim. Bu atasözünü biz bulmadık. AK Parti’nin ataları, ak saçlıları söylüyor bunu. ‘Melih Gökçek yargılanmadıktan sonra hiçbir belediye başkanına yargı bu soruları soramaz’ diyor. ‘Melih Gökçek Ankara’ya yaptıklarının hesabını vermeden, imar rantı, rant çeteciliği meselelerine, Melih Gökçek bu sorulara yanıt vermeden, kimseye sorulamaz’ diyor. Siyasi ahlakta karnesi en kırık olan partinin siyasi ahlakta ahkam kesmeye çalışan halleri, herkesi fevkalade hem acı acı gülümsetmiş, hem de ‘Bu ne kadar da büyük cesaret’ dedirtmişken, hep birlikte karşılarındayız.”
“SİYASİ AHLAK YASASI’NA YUTKUNANLARA HODRİ MEYDAN”
“Yıllardır koyarız, hakkını teslim edelim. Birlikte yaptığımız basın toplantısında da söyleyeyim. Sayın Davutoğlu Başbakanken vizesiz Avrupa dolaşımı için önüne konulan 55 kriterden son üçünden bir tanesi Siyasi Ahlak Yasası’ydı. ‘Çıkaralım bunu’ dedi. ‘Olma’ dediler. Erdoğan o veciz sözle ‘İl ve ilçe başkanı bulamayız’ dedi. Sayın Davutoğlu o dört bakanı kasten, hani ayakkabı kutularından paralar çıkan, önce ‘FETÖ koydu’ diyen. Sonra iş yatışınca faiziyle geri isteyen, sonra kimi büyükelçi yapılan o dört bakanın durumunu görünce Davutoğlu demişti ki ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim.’ Maalesef sonra bir parti içi darbeyle, ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ diyen Başbakanın siyaseten başını almışlardı. Onun yerine ‘Binali’ demişlerdi. Binali’yi yola bindirip, yollarına onunla birlikte, Binali Bey’le devam etmişlerdi. İşte o süreçte Siyasi Ahlak Yasası vardı, bizim de desteklediğimiz, AK Parti’nin kaçtığı. Şimdi bugün partilerimizin karşılıklı heyetlerle konuştuğumuz tüm siyasi partiler bu konuda en olumlu ve birbirini kapsayan ve aşan önerilerde bulundular. Geldiğimiz noktada belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, milletvekilleri, parti yöneticileri, bakanlar, Cumhurbaşkanı ve bu siyasilerin temas halinde olduğu ya da üst noktalarda olan tüm bürokrasinin malını, mülkünü açıkça bildirmesini, nasıl edindiğini izah etmesini, siyasetin finansmanının şeffaf olmasını söylüyoruz. Vallahi 12 Genel Başkanla görüştüm, Siyasi Ahlak Yasası deyince hiç yutkunan olmadı. Hiçbirisi benden de geri durmadı. Madem ki böyle bir mutabakat vardır, partilerle çalışacağız, grubumuzla çalışacağız, Türkiye’nin önüne bu tartışmaların tamamını bitirecek, özgüveni yüksek kim siyasette zenginleşmiş, kim siyaseti tertemiz yapmış, bundan sonrasına da kimin taahhüdü temiz siyasetmiş ortaya koyacak bir Siyasi Ahlak Yasası’nı getireceğiz. Yutkunanlara, yutkunanların partisi Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hodri meydan bakalım.”
“YA AYIBA ORTAK OLACAKSINIZ YA DA BİZİMLE OLACAKSINIZ”
“Bir ülkenin siyasi partileri elbette yarışacak. Elbette farklı planlarımız ve programlarımız olacak. Ekonomide farklı çözüm önerilerimiz olabilir. Tartışırız, seçmen nezdinde yarışırız. Tarım politikalarında farklı düşünebiliriz. Sağlık, eğitim politikalarında farklı önerilerimiz olabilir. Ulaşımda, altyapıda, finansmanında, projelendirmesinde farklı düşünebiliriz. Ama günün sonunda hepimiz çıkarız, milletin terazisinde tartılırız, sonuca razı geliriz. Demokrasi ve sandık bunun için vardır. Fakat bazı meseleler var ki rekabet değil; onun için birlikte mücadele ve onun için bir toplumsal uzlaşı, toplumsal mutabakat gerekir. Bu ülkede adil ve demokratik rekabet olacak mı olmayacak mı? Bu ülkede hukukun üstünlüğü olacak mı, olmayacak mı? Bu konuda rekabet olmaz. Bu konuda sandığı alıp gidenlere, yargıyı kendine bağlayanlara karşı ortak mücadele ve ‘Biz iktidar olunca o yargıyı biz ele geçireceğiz’ değil, ‘Biz iktidar olunca bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir bağımsız yargı tesis edeceğiz.’ ‘Biz iktidar olunca medyayı biz ele geçireceğiz’ değil. Kısır döngü o. Bitmiyor. ‘Biz iktidar olunca kimsenin ele geçiremeyeceği bir basın, bir medya düzeni kuracağız. Bunu tesis edeceğiz’ demek, işte o demokratların birlikte mücadele ve uzlaşı alanıdır. Karşımızda tabiri caiz olsa, bir futbol maçı oynarken, maçı takımı kazanınca golü kendi atınca tribünleri alkışlayan, hakemi tebrik eden, demokrat kesilen; ama kaç maç sonra bir kere yenilince, kendi gol atamayıp, golü 90’dan yiyince topu alıp ‘Kimseyi oynatmayacağım’ diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Aslında görev Adalet ve Kalkınma Partisi’nin genç siyasetçilerinin, siyasetten gelen siyasetçilerinindir. Birisinin Tayyip Erdoğan’ın karşısına geçip, ya ne diyorsa ‘Dede, baba, reis, genel başkanım, Cumhurbaşkanım nereye götürüyorsun topu? Biz kazanırken iyiydi ya. Bir kere kaybettik, niye topu kesiyoruz? Sen yorulduysan dinlen. Topu ver. Biz maça çıkıyoruz. Belki yeneriz, belki yeniliriz ama kazandığında sevinen, kazandığında tribüne, hakeme methiyeler düzen, kaybettiğinde hiçbirini tanımayan, topu alan ve kaçanlar olmamalıyız’ demesi gerekir. Ya AK Parti kendi içinde bu demokratik itirazı üretecek, güçlendirecektir. Ya da bir ailenin hanedanına teslim olup, siyasete gençlik kollarından, 18’li yaşlarından beri emek verenlerin bir şey olamayacağı, evlatların, damatların, mahdumların, mahdumelerin diğer taraftan da göze girmek için her hukuksuzluğu yapan atanmışların at koşturacağı bir siyaset olacak. Buradan AK Parti’de siyaset yapan ama siyaseti siyaset gibi yapmak isteyenlere söylüyorum: Ya atanmışların ve hanedanın iktidarı için bu ayıba ortak olacaksınız ya da otokrasiye karşı demokrasi mücadelemizde bizimle birlikte olacaksınız.”
“GÜÇ ZEHİRLENMESİNE UĞRAYANLARIN TEMEL ÇELİŞKİSİ BU”
“Tüm vatandaşlar, tüm kurumlar bizi bir arada, burada oturtan ne huzurla? Mesela şu arkadaki amcam nasıl böyle huzurla oturabiliyor, Afyon’dan gelmiş. Ya şimdi evine girseler, yağmalasalar ne olur? Arkadaki teyzem nasıl huzurla oturabiliyor. Çocuğunu, torunu kreşe bırakmış, gelmiş. Ya orada birisi gitse, ‘Bu çocuk benim’ deyip alıp sürükleyip gitse? Hepsinin güvencesi burada. Bu anayasada. Bu anayasa; malın, canın, namusun, birlikte yaşamanın güvencesidir. Bu anayasada mülkiyetin hakkı vardır. Afyonlu amcamın tapusu buna göre basılmaktadır. O tapuyu koydun mu polisin önüne, jandarmanın önüne o eve dadanan hırsızı, o eve gidip de ‘Burası benim’ diye çökecek adamın alnını Mehmetçik karışlar amcam gibi. Teyzemin torununu kolundan kimse götüremiyorsa, o evladın o sabinin canı devlete emanettir. Aha bu anayasa sayesinde. Hepimizin namusu bu anayasaya emanet. Kimse haramilere karşı eşini, evladını, kızını, gelinini, çocuğunu koruyacak güçte olamaz. Ama Allah’tan Türk polisi var. Türk jandarması var. Sınırı koruyamazsın, Türk’ün askeri, Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri var. İşte bu yüzden bu memlekette huzur var. Bu memlekette birlikte yaşama umudu var. Hepimizin borçlu olduğu bu anayasanın altında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası var. Toplum sözleşmesi bunun adı. O yüzden toplanıp da birbirimizin gırtlağına çökmüyoruz. Birlikte yaşama iradesinin, kuralların adı. Daha iyisi yazılır mı? Yazılı. Ne zamana kadar? Biz rıza gösterdikçe, biz oy verdikçe. O güne kadar herkesi bağlar. Daha iyisini istersek hep birlikte yaparız. Buraya yazarız. Oyunu verir, kitaba basarız. Ama o güne kadar sen ‘Ben bu sayfasına inanmıyorum’, gelir alırlar evini elinden. ‘Ben bu sayfasında yokum’, torunu sürükleyerek götürürler. ‘Ben bu sayfasını istemiyorum’, bankaya parayı yatırırsın geri vermezler. İşte o zaman anayasal düzen gitti mi, her şey gider. Bu anayasanın bir maddesinden sen, birinden ben, birinden Sayın Erdoğan vazife alır. Cumhurbaşkanı ile ilgili sayfaya ‘he’ deyip de Meclis’i yok sayamazsın. Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcılığını kabul etmeyip de öbür sayfadan güç alamazsın. İşte bugün ülkeyi yönetenlerin, güç zehirlenmesine uğramış olanların temel çelişkisi budur.”
“YAŞADIĞIMIZ EN DERİN KRİZ, ANAYASAYI TANIMAMA KRİZİDİR”
“Bugün bir başka örnekle karşı kayısıyız. Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi ‘Can Atalay’ı sal’ demişti. Anayasa Mahkemesi ‘Tayfun Kahraman’ı, Gezi tutuklularını sal’ demişti. Anayasa Mahkemesi ‘Kavala’yı bırak, Selahattin Demirtaş’ı bırak’ demişti. Birileri benim işime gelmiyor diye o maddeyi tanımazdan gelmişti. Birçok krizin içinde yaşadığımız en derin kriz anayasayı tanımama krizi. Şimdi geldik millet yoksulluktan, işsizlikten, sefaletten, her türlü zorluktan yılmış. Sesini duyurmak istiyor. Emeklileri çağırıyoruz meydanlara, silme meydanlar doluyor. Gözlerde öfke, hınç. Nereye çağırılsa yedi bölgede sesini duyurmaya çalışan emekliler, hakkını alamayan emekçiler, perişan durumdaki çiftçiler, siftahsız esnaflar. Bu şartlar altında milletin bir seçime ihtiyacı var. ‘Erken seçim’ diyorsun, ‘Yokuz biz’ diyorlar. Niye? Çünkü şöyle diyorlar. Biz o zaman çok karşı çıktık ama kıl payı farkla OHAL’de değiştirdiler ilgili maddeyi. Diyor ki ‘Sen oy vereceksin. Beş yıllığına birini seçeceksin. Sonra kenara çekileceksin.’ Böyle eliyle ittirdiği, milletin kendisi. ‘Beş yıl boyunca her şeyi ben yapacağım, ben söyleyeceğim, ben kararlaştıracağım.’ Buna bir çare yok mu? Çaresi erken seçim. Hükümet, AK Parti tek başına yetmez, ama MHP desteğiyle erken seçimi yapmayabiliyor. Ama bir yandan da sürekli millete saldırıyorlar. Milletin sesini duyurmak, erken seçime zorlamak, hiç değilse gidişata milletin itirazını göstermek için açtık anayasaya baktık. Anayasanın 78’nci maddesi var. Açık ve net yazıyor. Diyor ki; ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilir. Ara seçim her seçim döneminde bir defa yapılır.’ Net yazmış. Bakın, bu maddeden bir madde önce ki bu 78 ya, 77’de. ‘TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri beş yılda bir aynı anda yapılır’ yazıyor. Bu ‘yapılabilir’ değil, bu da ‘yapılabilir’ değil. Bu ‘gidilebilir’ değil, bu da ‘gidilebilir’ değil. Net yazıyor. Ama birisi ‘Ben 77’ye göre Cumhurbaşkanı olacağım ama emrettiği gün ara seçimi yapmayacağım’ diyor. Bu ara seçimin yapılması gereken iller; İstanbul birinci bölge, Kocaeli, Afyonkarahisar, Kırıkkale, Kastamonu, Adıyaman ve tartışmalı olarak Hatay. Can Atalay milletvekili ise buraya gelmeli; boşsa, orada seçim yapılacaksa o zaman Hatay tarafından bir kez daha rekor oyla seçilmesine imkan tanınmalı. Ama bu yedi seçim bölgesinde AK Parti’nin bir özelliği var. 2023 seçimlerinde yetkiyi aldıklarında Afyon’dan Kastamonu’na, Kırıkkale’den Kocaeli’ne, İstanbul birinci bölgeden Adıyaman’a kadar Hatay dahil yedide yedi birinci parti AK Parti. Yani birer milletvekili seçeceğinde çıkaracak parti normalde AK Parti. Ama ‘Gelin ara seçime gidelim’ diyoruz. ‘Yok günlerimizde’ diyor. Neden yok? Güya bir yandan diyor ki ‘Efendim biz güçlüyüz, seçimleri kazanacağız.’ Ömer Çelik diyor ya ‘Seçimlerde büyük bir zafer kazanacağız.’ Gel sana seçime girme, sekiz milletvekili daha çıkarma… Madem birincisin ya. Son girdiğin seçimin, 31 Mart 2024, mağlubu olma yerine bu girdiğin seçimin galibi olma şansını veriyorum. Gelebiliyorlar mı? Gelemiyorlar. Neden gelemiyorlar? Çünkü o seçimi kazanırken ne dedilerse tersini yaptılar. Mülakatı kaldırmaktan tut, emekliyi ve asgari ücretliyi enflasyona ezdirmemeden; enflasyonu tek haneye getirmekten tut, tek hane olana kadar emekli ve asgari ücrete yılda dört zam vermekten; gayri safi milli hasılanın yüzde 1’i desteklemeyi tarıma, çiftçiye vermek sözünden bunun beşte birine gelene kadar hiçbir sözlerini tutmadılar. Cumhuriyet Halk Partisi o günden sonra yapılan hem yerel seçimde, hem bütün anketlerde, hem de gittiğinde sahada, sokakta, milletin içinde kurulduğu gün gibi Türkiye’nin birinci partisi.”
“ANAYASANIN 78’İNCİ MADDESİ AÇIKTIR”
“Ama CHP bu seçimi kendi için değil, millet için istiyor. Açık açık söylüyoruz. Bu seçimde birinci parti çıkma hevesiyle değil; bu milletin sesini duyurma, erken seçim için ara seçimde bu milletin gerçek duygularını, gerçek beklentisini duyurmak için istiyoruz. Bu konuda gittiğimiz Genel Başkanlarımızın tamamı anayasaya uygun, anayasanın olmazsa olmaz şartı olduğunu, seçime hazır olduklarını, seçimin gelmesi gerektiğini net bir şekilde ifade ettiler. Karşımızda bulunan ara seçim 1960’tan beri yapılan; Demirel’in kaçmadığı, Ecevit’in kaçmadığı, Erbakan’ın kaçmadığı, Türkeş’in, Özal’ın, İnönü’nün kaçmadığı bir erken seçimden kaçmaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Eskiden bu Meclis’te ara denetim imkanları vardı. Gensoru vermek; bakana ya da hükümete karşı. O gensoruyla güvensizlik oyu talep etmek ve bunun sonucunda yeniden bir seçimi getirmek için bir mücadele vardı. Bu imkanları aldılar. ‘Sen bir kez oy vereceksen, sonra kenara çekileceksin’ diyenlere karşı Anayasaya 78 açıktır. Ancak parlamenter sistemde güvenoyundan kaçanlar şimdi de bir özgüven eksikliği ile seçimden kaçtığını görmekteyiz. Muhalefette, bu ülkeyi yoksulluktan, haksızlıktan kurtarmak isteyen hepsi, bu ülkenin demokrasisinden yana olan muhalefette bir özgüven patlaması ve karşımızdaki iktidardaysa dizlerin titremesi söz konusudur. Bir kez daha davet ediyoruz. Hodri meydan. Cesaretiniz varsa çıkın karşımıza.”
“BÜYÜK BİR YANLIŞIN ALTINA İMZA ATIYORLAR”
“Biraz önce söylediğim siyasi partileri ziyarette Siyasi Ahlak Yasası konusunda bir mutabakat var. Bu mutabakat tüm siyasileri kapsıyor. Kapsadıklarından biri de bugün Adalet Bakanlığı kürsüsünde, Adalet Bakanlığı koltuğunda oturuyor. Benim sözüm Adalet Bakanı’na değil, ona başka bir sözüm olacak. Benim sözüm burada ID numaraları teker teker verilmiş 16 tane tapu var. Bu tapulardan herhangi birisinin bu ID numarasını bilhassa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda girdiğiniz anda bu tapunun hangi tarihte, bu taşınmazın hangi tarihte Adalet Bakanı üzerinde olduğu görülüyor. Bu açıklamayı yaptığımızın üstünden neredeyse bir ay geçiyor. O günden bugüne ‘Özgür Özel yalan söylüyor, bu tapular olmamış. Bizim bakan 190 yıl çalışsa alacağı maaşlarla gayrimenkulleri edinmemiş. Bir kısmını elinden çıkarmamış. Aktifİ- pasifİ oradan gösterip kaçmamış’ diyen yok, bir tek şey var. Erdoğan’dan talimat var Akın Gürlek’e; ‘Özgür Özel’in sorularına cevap verme.’ Ben buradan bir kez daha, 20’nci kez soruyorum Bakan Sayın Murat Kurum’a. Bu ID’leri girdiğinizde karşınıza çıkanlar benim anlattığım gerçekler mi, değil mi? Bu millete karşı daha fazla nasıl susuyorsunuz? Tabii öyle bir şey ki siyasetten gelen en iyi Adalet Bakanları bürokrasiden, kürsüden gelmedi bu ülkede; hep siyasetten geldi. En iyi Dışişleri Bakanları siyasetten geldi, en iyi İçişleri Bakanları hep siyasetten geldi. Çünkü AK Parti’de saatin vidasından beri partide olup da bürokrasiden gelenlerin altında olanlar… Hatta şimdi artık bakanlığı bırakın, bakan yardımcılığı bile savcı yardımcılıklarıyla, vekillikleriyle dolan bir siyasette AK Parti’de siyasette emeğin değersizleştiği bir süreç yaşanıyor. Şükür partimizde hiç olmadı, olmayacak. Türkiye siyasetinde bir ara dönemdir, mutlaka ortadan kalkacak. Ama bu tip kişiler gelince kendilerini kabul ettirmek için… Özellikle ve özellikle hele hele bu ID numaraları izah edilemezken, inanılmaz mal varlıkları izah edilemezken; alınmış mallar kendisi üzerindekiler hariç; ailenin, eşin, dostun, yakınların, RTÜK’te çalıştırılmış polis memurlarının, Çayyolu’ndaki ve İstanbul’daki bazı avukat bürolarının da ne halde olduğu hem bizce, hem Erdoğan’ca bilinmekte iken birileri Adalet Bakanlığı’nda kendisine kabul yaratmaya çalışıyor. Onu yaparken de büyük bir yanlışın altına imza atıyorlar.”
“GÜLİSTAN DOKU CİNAYETİNDE SIR PERDESİ KALKMALI”
“Burada çok net söylüyorum. 2020 yılından beri Tunceli’de kayıp Gülistan Doku için başta bu partinin kadın kolları, Gülistan Doku’nun anneciği Bedriye Doku’nun feryadını duymuş. Ben Tunceli’de, Ankara’da, genel merkezde, Meclis makamında; hem ben, hem benden önceki Genel Başkanımız Bedriye Teyzeyi dinlemiş ve kaygılarına, endişelerine, şüphelerine hak vermiş; onlarca heyetimiz Tunceli’ye gitmişler olarak bugün sabah Gülistan Doku cinayeti ile ilgili başlatılan operasyonu inanılmaz önemsiyoruz. Bir an önce hem suçluların cezalanması hem cinayetle ilgili bugüne kadar kayıp kabul edilen o dosyadaki cinayetle ilgili tüm sır perdesinin ortadan kalkmasını istiyoruz. Keşke bir mucize olsa, Bedriye Teyze gerçeği arıyor, keşke evladına kavuşsa ama hiç olmasa gerçeğe kavuşmasını ümit ediyoruz. Bu noktada da emeği olan savcılar, başsavcılar, jandarma, polis, hakim kim varsa onlara büyük başarılar diliyoruz. Bugüne kadar ilerlemeyen soruşturmalara nasıl tepki gösteriyorsak, şüphelere nasıl tepki gösteriyorsak şimdi de bu noktadaki çabaları o kadar destekliyoruz. Ama bu sırada bir de bir şey yapıyorlar. Hani var ya İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken uyuşturucudan yakalanan, içeride duran, sonra bir anda bırakılan, İletişim Başkanlığından kovulan, yanda tutulan yetkisiz olarak Adalet Bakanlığında oda verilen ve herkes için haysiyet cellatlığı bilgileri atan birisi, bugün bilgi notu atıyor. Diyor ki ‘Haberleri, Gülistan Doku haberini Sayın Akın Gürlek’in talimatıyla operasyonun başladığını…’ Bir, yargı bağımsızsa Adalet Bakanı kimseye talimat falan veremez. Adalet Bakanı, yargı bağımsızlığı konusunda net bir tutum sahibi olur, ona göre davranır. Arayıp da ‘Şu dosyayı açın, operasyon yapın’ diyemez. ‘Yapıyorsunuz’ diyenlere yıllardır, ‘Öyle şey mi olur, yargı bağımsızdır, talimat mı alınır?’ diyordu. Bugün basın danışmanı şöyle bir not yolluyor, ‘Sayın Adalet Bakanımızın talimatıyla soruşturmanın başladığının söylenmesi... İki, Akın Gürlek harekete geçti’ ibaresinin kullanılması. Üç, ‘Dosyanın tozlu raflardan indirildiğinin vurgulanması.’ Dört, ‘Akın Gürlek’in yargıyı harekete geçirirken güçlü korunuyor imajı ile mücadele ettiği.’ Beş, ‘Ucu nereye giderse gitsin, diye bir ifadesin bakanımızın ağzından ısrarla söylendiğinin haber metninde yer almasını istiyoruz’ diye, düşünün 6 yıllık bir anne var acılı.”
“BUGÜN YAZILAN BİLGİ NOTU BANA DEĞİL…”
“Evladının gerçekliğiyle, ‘Ne oldu evladıma’ sorusuyla ağlıyor. Yıllardır nöbetler tutuyor ve bu acıyı bir siyasetçinin üzerinden böyle bir şeyle konuşulması için bilgi notları uçuşuyor ve kendinden ‘Öncekilerin raflarda tozlandırdığı dosya’ derken olay olduğu gün Adalet Bakanı Abdulhamit Gül. Sayın Abdulhamit Gül, Akın Gürlek’in basın danışmanı, ‘Ucu nereye çıkarsa çıksın’ diye davranmadığınızı, dosyayı raflarda tozlandırdığınızı iddia ediyor. Sayın Bekir Bozdağ, Abdulhamit Gül’den sonraki Adalet Bakanı. Bugün yazılan bilgi notu bana karşı değildir. Bugüne kadar bana, Ekrem Başkan’a, yol arkadaşlarımın haysiyetine karşı kasteden onlarca bir notu gitti, sustunuz. Bugün yazılan bilgi notu Abdulhamit Gül’ün, Bekir Bozdağ’ın, Yılmaz Tunç’un ve bir bütün olarak AK Parti siyasetinin Gülistan Doku dosyasını kapattığını, şimdi gelip Akın Gürlek’in gereğini yaptığını, ve şu anda o dosyada eli olanların da bunu onun talimatıyla yaptığını söyleyen ve hepinizin hem mesleki hem siyasi ahlaklarına dil uzatan bilgi notudur. Hadi bakalım Furkan Torlak bu sefer bize değil; sizin haysiyetinize saldırdı. Susun da göreyim. Susun da göreyim. Bu arada altın rafinerisi operasyonu. ‘Alkışlayın bakanımızı dokunulmayana dokunuyor.’ Can Holding, dokunulmayana dokunuyor. Bilmem o kara para, şu para bu para. Elektronik para operasyonları, dokunuyor. Teker teker hepsinden bir tane tutuklu kalmadı. Soru şu; eğer o kadar söyledikleriniz yalansa, bu insanların tamamı çıkmışlar malları iade edilmezse o haysiyet cellatlığını niye yaptınız bu insanlara? Yok söylediğiniz sözün gerçeklik payı varsa; nasıl oldu da hepsi birden çıktılar dışarıya? Bu nasıl bir anlaşma? Öbür tarafta bir tane gizli tanığın beyanıyla 15,5 milyon insanın oy verdiği Cumhurbaşkanı adayı ve 20 arkadaşımız yalan beyanlarla, gizli tanıklarla içeride. Bu tarafta yapılan işlerin tamamından olanlar dışarıda. Dışarıda olmaları hukuki ise, o haysiyet cellatlığına ne gerek vardı? Yok o dedikleriniz doğruysa, bunlar bu kabloyu ne ara seninle bağladı? Bunların tamamına hızlı bir şekilde cevap verilmesi gerekiyor.”
“MİLLET BU TENEZZÜL SİYASETİNİ YERİN DİBİNE GÖMECEK”
“Şimdi siyasette bolca söyleniyor. “Bu kadar dış tehdit varken iç cepheyi tahkim etmeli, birlik beraberlik içinde olmalıyız.’ Bir yandan biz ‘Aman bu kadar zorluk varken’, hatta diyorlar ki ‘Ara seçim istemeyin, savaş var.’ Anayasal hak. Sesi duyurmak için milletin elindeki tek imkan. ‘Ama savaş var konuşmayın.’ Öbür taraftan Bursa Büyükşehir Belediyesine operasyon. Cümle alem biliyor ki Mustafa Bozbey’in bu döneminde bir şey bulamayan, sekiz yıl öncesine giden, 500 kişiyi dolandırmış bir meczubun ağzından iftira alanlar; sırf Bursa’da belediye meclisinde çoğunluk ellerinde olduğu için 31 Mart 2014 tarihinde sandıkta alamadıkları Bursa’yı 31 Mart 2026’da cübbeli hakim tokmağıyla almaya kalkmışlardır. Mustafa Bozbey’e karşı yapılan Bursa’daki darbenin Bursa da farkındadır, Cumhuriyet Halk Partisi de farkındadır. Bu artık siyaset değildir. Ya da siyaset ise; adı demokratik siyaset, yarışmalı siyaset değildir. Bu tenezzül siyasetidir. Kazanamadığı yere tenezzül etmişlerdir. Milletin vermediği yetkiye tenezzül etmişlerdir. Bu tenezzül siyasetini önümüzdeki ilk seçimlerde hem Bursa, hem Aydın yerin dibine gömecektir.”

“ANKARA İL BAŞKANIMIZ OLDUĞU İÇİN TUTUKLANDI”
“Bugün salonda 81 ilden 80’ininin, Ankara dışındaki illerimizin il başkanları var. Ümit Erkol Ankara İl Başkanımız, Ankara İl Başkanımız olduğu için tutuklanmıştır. Lamı cimi yoktur. Türkiye’de nerede bir kooperatif soruşturmasında tutuklama olmuştur? Kooperatifte imza yetkisi yoktur. Bugün çıkarmış birisi. ‘Bak Ümit Erkol’un imzası.’ Diyor ki ‘Ben kooperatifin yönetimindeyim, imza yetkim yok.’ Kooperatif karar defteri. Yönetimde olan karar defterine imza atar tabii. İmza yetkilisi demek; o kooperatif adına mal alan, mal satan, taahhütte bulunan, yani dolandırıcılık suçu olacaksa ki olacak şey değil kooperatif işinde. Bu işin içinde olacak kişi değildir. O kooperatif yönetiminin tamamı masumdur. Hangi AK Partili kooperatif suçundan içeri girmiştir? Ya da Ümit Erkol bu dosyada CHP İl Başkanı olmasaydı, acaba kendine tek bir soru sorulacak mıydı? Bunu gündeme getirmek gerekmektedir. Biz bugün il başkanlarımızla birlikte partimize yapılan hem çoklu saldırılar, Ümit arkadaşımızın, Başkanımızın uğradığı haksızlığa karşı göstereceğimiz dayanışma için Olağanüstü İl Başkanları toplantısında olacağız. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne söylüyorum: İstanbul İl Başkanımızın, güya kayyımsı bir organizma atadınız oraya. Binasına saldırıyorsunuz. Kurultayına saldırıyorsunuz. İl Başkanına saldırıyorsunuz. Ankara’ya geliyorsunuz, Ankara’da İl Başkanımızı geçmişte iki yıl yaptığı kooperatifçilik yöneticiliğinden tutukluyorsunuz. İzmir’in o zamanki İl Başkanını benzer suçlamalarla alıyorsunuz. Ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı ‘Seninle baş edemiyorum. Adayını içeri atıyorum. Başarılı belediye başkanlarını içeriye atıyorum. Bir diğerine soruşturma izinleri vererek yıldırmaya çalışıyorum. Üç büyükşehirde senin il başkanlarını, yani Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin Genel Başkanının oradaki vekillerini, onun adına orada söz söyleyeni, siyaset yapanı ele alıyorum. Çünkü seninle baş edemiyorum. Baş etmenin yolunu çirkeflikte buluyorum’ diyorsunuz. Biz size bu çirkefliğin hesabını da soracağız. Size siyaset nasıl yapılıyor A’dan Z’ye, baştan sonra, sondan başa, düzünden tersine bu kitabı biz size okutacağız. Hadi bakalım.”
“BAŞI EĞMEYECEĞİZ, GEREKİRSE BAŞIMIZI VERECEĞİZ”
“Son sözüm şudur: Türkiye ne zaman sıkışmışsa, bir sandıkta nefes almıştır. Türkiye’nin bu ara dönemde bir nefese ihtiyacı vardır. Bu millet artık sözünü sandıkta söylemek, bir devri kapatmak, yeni bir devri başlatmak istemektedir. Bu ara dönemden çıkışın yolu, ara seçimdir. Bu zor günlerde demokrasimiz için ara seçim; emeklimiz ve emekçimiz için ara zam olmazsa olmaz talebimizdir. Yürüyeceğiz, durmayacağız, çalışacağız, yorulmayacağız. Gerekirse boynumuzu vereceğiz ama asla bunlara boyun eğmeyeceğiz. Türkiye’yi seviyoruz, partimizi seviyoruz, Genel Başkanından en yeni üyesine kadar, milletvekilinden il başkanına kadar, bu ülkeyi kurtarmak için boynumuz kıldan incedir. Başı eğmeyeceğiz. Ama gerekirse başımızı vereceğiz. Bu ülkeye baş eğdiremeyeceksiniz. Tayyip Erdoğan’a söyleyin. Tayyip Erdoğan’a söyleyin. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 100 yıl sonraki bir kez daha bu ülkeyi kurtarmaya ant içmiş neferleri var, evlatları var. Yolumuz açık olsun. Yolunuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”
World Media Group (WMG) Haber Servisi
Gündem
Gündem
Gündem