Kıbrıs’ta Çözümsüzlüğün İç Yüzü

Kıbrıs, N.A.T.O (ABD ve İngiltere) için batmayan bir uçak gemisi olarak görüldüğü sürece, adada iki toplumlu tek devletli bir çözüm hayalden ibaret olarak kalacak. NATO ve onun lokomotifi ABD ile İngiltere, Kıbrıs olmadan Ortadoğu petrollerini denetlemekte güçlük çekeceklerini bildikleri için adadaki çözümsüzlüğü olabildiğince uzatıp, burada söz sahibi olmayı sürdürecekler.

03:40:59 | 2020-09-12
İlker Kaplan
İlker Kaplan      gazete.haber@gmail.com

Özetle Kıbrıs Emperyalist devletler açısından yaşamsal öneme sahiptir. İngiliz Yönetici Sir Antony; Kıbrıs gerçeğini ve İngilizlerin Kıbrıs’a bakışını şu şekilde özetlemektedir: “Kıbrıs olmazsa petrol olanaklarımızı karşılayacak yer olmaz. Petrol olmazsa Britanya işsiz ve aç kalır.” Bu söylemlerle Atina ve Ankara’nın söyledikleri ise çok farklıdır. Pan-Helenizm ve Pan-Türkizm Ortadoğu petrollerini daha rahat kontrol etmek için Anglo-Amerikanlarca kışkırtılmaktadır.

Eski İngiliz Sömürge Bakanlarından Henry Hopkinson 28 Temmuz 1954 senesinde İngiliz Parlementosu’nda şunları söylemiştir: “Daima öyle anlaşılır ve kabul edilir ki, İngiliz Uluslar Topluluğuna üye bazı ülkeler -Kıbrıs- özel durumlarından ötürü, hiç bir zaman tam bağımsız olmayı bekleyemezler. ”Bugün Kıbrıs’ta yaşanan durumu açık bir şekilde anlatıyor.  Yani emperyalistler petrol ve bölgesel hegemonya için diğer –petrol ülkelerinin- bağımsızlıklarını tanımadıkları gibi Kıbrıs’ın da bağımsızlığını tanımayacaklardır. 1960’lı yıllarda İngilizler Kıbrıs’tan ayrılırken, iki toplumlu bir ülke oluşturuldu ve “Garantörlü Bağımsızlık” verildi. Cumhurbaşkanı Rum, Yardımcısı Türk oldu. 35 Milletvekilinin 20’si Rum, 15’i Türklerden seçildi. Yunan Enosisini ve Türklerin Kıbrıs’ın yarısına el koymasını (Taksim Tezi) önlemek için, garantörlü bağımsızlık verildi. Üniter yapılı iki toplumlu eşit bir devlet kuruldu.

Garantörlerin Garantisi Emperyalizmin Etkisi...

Günümüzde İngiltere, Türkiye ve Yunanistan; Kıbrıs’ın, bağımsızlığını ve egemenliğini garanti etmişlerdir. Ancak Adada yaşayanların büyük çoğunluğu kendini ne bağımsız ne de egemen hissetmektedir. Kısaca emperyalist çıkarlar için parçalara ayrılmış bir ada ve çözümsüzlük dayatılmış iki toplum söz konusudur. Dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios Kıbrıs’ın Garantör Ülkelerinin NATO üyesi olmasına karşın, Bağlantısızlar Hareketi içerisine yer almıştır. Adadaki AKEL (Sol) varlığı ile bu durum birleşince Anglo-Amerikanların rahatsızlığı artmıştır. ABD Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki Küba olmasından korkmaktadır. Kıbrıs’ta emperyalistler için Ortadoğu petrollerini kontrol eden üstlerinde kalkması demektir. Bu durum NATO’nun lokomotifi ABD ve İngiltere’yi korkutmaktadır.

Kıbrıs’taki üstlerini korumak için ABD’nin tek yolu kalmıştı. ‘de stabilize et’ dengesizleştir ve oraya yerleş. O dönemin Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios bu imkanı onlara verdi. Anayasayı tek taraflı olarak değiştirmeye kalktı (Kasım 1963). 1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti 1965 yılında fiilen yıkıldı. Makarios İngiliz desteğiyle Anayasayı değiştirmeye kalktı. İngilizlerin Kıbrıs Komiseri Sir. Arthur Plackt’in desteğiyle emperyalizmin harekete geçirmesiyle provakatörler kan dökmeye başladı. Halklar birbirine girdi. Türk tarafındaki “Taksim tezi” güçlenmeye başladı, Rumlar’daki adayı Yunanistan’a bağlamayı amaçlayan  “Enosis tezi” de karşı tarafta güçleniyordu. Kıbrıs Türkleri kuzeyde kendi yönetimlerini oluşturdular. O günün koşullarında bu yapıya devlet demediler “yönetim” adını verdiler. Artık  Kıbrıs Türk Liderliği Türkiye’yi takip etmeye başladı. Bunun üzerine,   4 Mart 1964 tarihinde BM güvenlik Konseyi 186 numaralı kararını aldı. Türk - Yunan Savaşını önlemek için alınan kararın içeriği şu şekildeydi; “Kıbrıs’a bir barış gücü gönderilecek” Bu barış gücü garantörlerin ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin onayıyla gönderilebilecekti. Kıbrıs yönetimi 1963 sonrasında tam anlamıyla Rumların eline geçmişti, durum gittikçe daha da ilginçleşiyordu. Garantör Türkiye Cumhuriyeti; BM Barış Gücü’nü kabul etti. 4 Mart 1964 tarihinde ‘barış gücü’ Kıbrıs’a yerleşti ve 56 yıldır her altı ayda bir Garantör Türkiye ve Rum Cumhuriyeti Barış Gücünün görev süresini uzatır.

 

BM toplumlararası görüşmelerle, tek toplumlu cumhuriyeti iki toplumlu yapmak için çaba harcadı-çağrı yaptı -. 1968 yılında görüşmeler başladı. 1974’de görüşmeler tam yoluna girmişken, “Yunanistan’daki Albaylar Cuntası” yönetime el koydu. Kıbrıs’ı kendine bağlamak için, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin seçilmiş başkanını devirdi. Türkiye Adada yaşananlara müdahale etme gereksinimi duydu. CHP – MSP Koalisyonunun Başbakanı Bülent Ecevit Hükümeti, 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Çıkartma sırasında Dünyaya şu mesaj verildi: “Biz Kıbrıs’ın garantörüyüz toprak bütünlüğünü, anayasal düzenini, bağımsızlığını korumak amacıyla müdahale ettik”. Kendi içinde tutarlı ve meşru bir müdahaleydi.

Peki tüm bu karmaşanın sebebi neydi?

Cunta, Bağlantısızlarla ilişkilerini geliştiren ve SSCB’ye yakınlaşan Makarios’u devirmiş, iki toplumun “barışseverlerinin”  birleşme ihtimalini ortadan kaldırmıştı. Tüm bu gelişmeler ışığında Anglo-Amerikanlar harekete geçmişti. Makarios’u onlarda istemiyordu. Ancak tüm bu karmaşayı ortadan kaldırmak için adaya giren Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs’ta kalıcı duruma geldi.  Ada iki bölgeye ayrıldı. Kuzeyde ve güneyde “etnik mübadele” yapıldı. 1974’de Kuzeyde Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Daha önce Kıbrıs Türk Yönetimi olan isim bu şekilde bir devlete dönüşmüş oldu. Kıbrıs Türk Federe Devleti 1983 yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını aldı. “Tam Bağımsız” oldu. 1997 yılının aralık ayına kadar Türk tarafının “Taksim Tezi” Kıbrıs Federe Devletiydi. Ada’nın iki toplumlu yapısı korunmalıydı. 1997 aralık ayında;  AB Türkiye’yi reddedince Türkiye Kıbrıs’ta sertleşti. “KKTC’yi tanıyın” dedi. Kıbrıs bölündükten sonra Lordlar kamarasında ilerici bir lord olan Lord Brodway; Nato’nun Kıbrıs hedefini şu şekilde deşifre etti: “ABD, İngiltere ve Türkiye Kıbrıs’ın bağımsız değil NATO’nun parçası olmasını istemiştir”.

12 Mart 1971 döneminin Başbakanı Nihat Erim “Bildiğim Gördüğüm Kıbrıs” adlı kitabında Lord Brodway’in  bu söylemini doğrular. 1964 yılında Nihat Erim, İsmet İnönü  ile çıktığı ABD gezisinde Acelson ile Kıbrıs üzerine konuşur. Acelson bu konuşmada şöyle der: “Elinizde imkan varsa Türklerin yaşadığı bölgeyi işgal edin, 6. Filo buna karşı çıkmaz yardım eder” Aynı tezi destekleyen bir başka söylemde ABD Kıbrıs Temsilcisi Richard Albroke tarafından 1997 kasımında dillendirildi: “Kıbrıs’taki tüm karışıklıkları biz yarattık” Bu bir itiraftır. Şubat 1977’de Denktaş ve Makarios bir araya geldiler ve iki toplumlu federasyon çatısı altında Kıbrıs’ı birleştirmeye yöneldiler. Ancak bu görüşmede Denktaş ve Makarios bağlantısız diyeceklerine, Bağımsız ama NATO’ya bağımlı Kıbrıs tezini hayata geçirselerdi. İki toplumlu tek devletli bir federasyon hayata geçecekti. Batı bağlantısız kelimesine takılmıştı. Denktaş ise, her zaman “Taksim Tezini” savundu. Deneyimli bir hukukçu ve devlet adamı olan Rauf Denktaş;  “Bağımsız Federe” kelimesini oyalama taktiği olarak kullandı.

Bugün SSCB’nin olmadığı bir dünyada Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’in Küba’sı olma olasılığı ortadan kalktı. ABD bilfiil Irak’a ve Ortadoğu’ya yerleşmesine karşın, Kıbrıs ‘batmayan bir üs olarak’ değerini koruyor. Ortadoğu petrolleri Batı için (AB – NAFTA) hala önemli ve bu önemini koruduğu sürece, Kıbrıs’ta önemini  sürdürecek. ABD Kafkaslar ve Ortadoğu’daki çıkarları uğruna Türkiye’nin AB üyeliğine destek veriyor. AB - ABD çelişkiler yumağında Kıbrıs Sorunu da yuvarlanıyor. Türkiye ve KKTC, Federal Cumhuriyetten vazgeçme ve konfederasyona yönelme emareleri taşıyor ve ya bu yöne doğru gidiyor. İki devlette tanınmalıdır noktasına kadar gelmiş görünüyor. ABD – AB Kıbrıs konusunda anlaşırlarsa, Türkiye’ye Avrupa Birliği’nin yolu açılacaktır, anlaşmazlarsa Türkiye’nin AB macerası da Kıbrıs Sorununun çözümü gibi bir başka bahara kalacaktır.

İkinci tura kalan Kıbrıs seçimlerini bir de bu açıdan değerlendirmekte fayda var.




ETİKET :   ilker-kaplan-kibris-secimleri-cozum

Tümü