Çözülmeyen Kadın Cinayetleri

Son çeyrek asırda yaşanan “kadın cinayetlerinde” önemli bir artış söz konusu. Toplumun değişik kesimlerinden bir çok kadın katledildi. Ancak bu cinayetler içerisinde “siyasi bağlantıları” sebebiyle; çözülmeyen ve ya çözülmek istenmeyen, dört cinayet son dönemde tekrar tartışma konusu oldu. Şimdi bu cinayetleri kısaca hatırlayalım.

22:03:15 | 2026-04-29

Gülistan Doku Cinayeti Aydınlanıyor

Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun Dersim'de 5 Ocak 2020’de kaybolmasının ardından başlatılan soruşturma, aradan geçen yıllara rağmen net bir sonuca ulaşmadı. İlk günlerden itibaren “intihar” denilerek üstü kapatılmaya çalışılan, bu iddia üzerinden yürütülen aramalar, ortaya çıkan bulgular ve raporlarla çürütülürken, dosyada adı geçenler, eksik bırakılan incelemeler ve geciken işlemler kamuoyunda tartışma yarattı. Ailenin  ve kadın örgütleri “Gülistan Doku’ya ne oldu?” diye sormaya devam etti.

Gülistan Doku soruşturmasını, 2024 yılında Tunceli'ye atanan Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu yürütmektedir. Cansu, dosyayı "faili meçhul" durumundan çıkarıp yeniden incelemeye alarak organize şüphelileri belirleme ve cinayet soruşturması olarak derinleştirme süreçlerini yönetmektedir.

Bu gelişmeler ışığında, altı yıl sonra Gülistan Doku soruşturması başka bir aşamaya evrildi.  Dönemin valisi Tuncay Sonel ve eski başhekim ile birlikte 13 kişi gözaltına alındı.  Sonel'in, "Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçundan gözaltına alındığı ve tutuklandığı biliniyor. Ayrıca, Gülistan Doku’ya ait kayıtları sildiği gerekçesiyle Tunceli Devlet Hastanesi'nin eski Başhekimi Çağdaş Özdemir gözaltına alındı.  

Hastane hakkında soruşturma

Gülistan Doku’nun, gittiği hastanedeki kayıtlarının sistemden silindiği şüphesi üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından Tunceli Devlet Hastanesi hakkında inceleme başlatıldı. Soruşturma dosyasına giren teknik rapora göre, Gülistan Doku’nun 31 Aralık 2019 tarihinde hastaneye giriş yaptığı bilgisi emniyetin POLNET sisteminde yer alıyor. Ancak aynı tarihe ait kayıtların hastane veri tabanında bulunmadığı tespit edildi. Sistem üzerinde diğer günlere ait veriler mevcutken yalnızca bu tarihe ilişkin bilgilerin eksik olması dikkat çekti.

Yapılan teknik incelemelerde, kayıtların kaybolmasının sıradan bir sistem hatasıyla açıklanamayacağı, bunun yerine belirli bir güne ait verilerin özellikle hedef alınmış olabileceği ihtimali öne çıktı. Değerlendirmelerde, söz konusu kayıtların yetkisiz bir müdahale sonucunda silinmiş olabileceği yönünde güçlü bulgular bulundu.

Raporda ayrıca 31 Aralık 2019 günü için hiçbir hastaya ait log kaydının sistemde yer almadığı, buna karşın önceki ve sonraki tarihlere ait logların eksiksiz şekilde bulunduğu belirtildi. Aynı gün hastaneye başvuran bazı kişilerin işlem kayıtlarının görünmesine rağmen, bu işlemlere ait teknik izlerin (logların) bulunmaması da dikkat çekici bir başka unsur olarak değerlendirildi. Bu durum, verilerin seçici biçimde ortadan kaldırılmış olabileceği şüphesini güçlendirdi.

Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili firmaya gönderilen yazıda, POLNET kayıtlarının resmi belge niteliği taşıdığı vurgulanarak, Gülistan Doku’nun belirtilen tarihte hastaneye giriş yaptığı bilgisinin kesin kabul edildiği belirtildi. Bu kapsamda, söz konusu kaydın 7-9 Ocak 2020 tarihleri arasında kim tarafından ve hangi yöntemle silindiğinin ayrıntılı şekilde araştırılması istendi.

Başsavcılık ayrıca, belirli saat aralığında sisteme giriş yapan kullanıcı ve cihaz bilgileri ile birlikte, hastanede gerçekleştirilen işlemlerin açık ve anlaşılır biçimde raporlanmasını talep etti.

Dosyada yer alan bazı verilerde gebelikle ilgili olabileceği değerlendirilen başlıkların bulunmasına rağmen, bu bilgilerin neye dayandığının ve somut karşılığının net olmadığı da belirtildi. Bu nedenle, Gülistan Doku’nun hastaneye başvuru nedenleri ve yapılan işlemlerin fiziki kayıtlarla birlikte yeniden incelenmesi istendi. 

İddialar

Gülistan Doku soruşturması kapsamında gözaltına alınan, eski polis Gökhan Ertok savcılıkta verdiği ifadede, Gülistan Doku’ya ait SIM kartın kendisine dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in yakın koruma polisi Şükrü Eroğlu'nun verdiğini söylemişti. Tuncay Sonel’in Gülistan Doku'nun WhatsApp yazışmaları ile sosyal medya mesajlaşmalarındaki önemli verilerin silinmesi yönünde talimat verdiğini de kaydetmişti.

İddialarla ilgili Gökhan Ertok tutuklanırken Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel ve o dönem Sonel’in yakın koruması olan Şükrü Eroğlu’nun jandarmadaki işlemleri devam ediyor. Gülistan Doku dosyasında daha önce soruşturma yeniden açılmış, Dersim merkezli olmak üzere İstanbul, Ankara, Antalya, Bursa, Elazığ ve İzmir’de eş zamanlı operasyonlar düzenlenmişti.

Gülistan Doku cinayeti aydınlanma yolunda ilerlerken; diğer cinayetler için de umut ışığı doğdu. Kamuoyunda bu cinayetlerle ilgili adım atılması için büyük bir beklenti var.

“Yeldana Kaharman’ın ölümü Ardındaki Büyük Soru İşaretleri”


2019 yılında Elazığ’da hayatının baharında bir üniversite öğrencisi olan Yeldana Kaharman’ın ölümü, resmi kayıtlara “intihar” olarak geçse de toplumsal hafızada hiçbir zaman bu kadar basit kalmadı. Sedat Peker’in iddialarıyla tekrar gündeme gelen bu dosyada, cevabı verilemeyen sorular her geçen gün büyüdü. İddialara göre; Yeldana, vefatından hemen önce cinsel saldırıya uğradığı şikayetiyle jandarmaya sığınmış, ancak sonrasında şaibeli bir şekilde dosya jet hızıyla kapatılmıştı.
Peker’in Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar üzerinden dile getirdiği ağır suçlamalar, nüfuz kullanarak bir olayın üzerinin örtüldüğü yönündeydi. Olay gecesi havalandığı söylenen gizemli helikopterden, soru işaretleri barındıran soruşturma sürecine kadar her detay, derin şüpheler uyandırdı. Resmi makamlar tüm bu söylenenleri kesin bir dille reddetse de, bir genç kadının şaibeli ölümü kamuoyu vicdanını meşgul etmeye devam ediyor. Gerçekler bir gün tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacak mı, yoksa bu dosya tozlu raflarda bir “sır” olarak mı kalacak?

Burada Mehmet Ağar ve Tolga Ağar’ın tam anlamıyla bir sorgulama sürecinden geçirilmesi ve olayın aydınlatılması gerekiyor.

Peker cinayeti işaret etti

Bir süre sonra Kaharman’ın şüpheli ölümü; Sedat Peker’in YouTube’da yayınladığı iddialarla yeniden gündeme oturdu. Peker, AKP Milletvekili Tolga Ağar’ı işaret ederek, “Bir gün kızcağız jandarmaya gidip bana tecavüz edildi diyor. Kız şikâyet ediyor, daha sonra helikopterle gelip bu kardeşi babası (Mehmet Ağar) aldırıyor. Kız ertesi günü ölü bulunuyor. Ne kadar enteresan ve ne kadar acı değil mi? Kendi kızımız için dünyaları yakarız dedik ama orada bir garip öldü ve herkes biliyor. Kimse ağzını açmıyor. E derin devletin başı. Adam ne istiyorsa o oluyor. Şimdi daha da derin oldu” ifadelerini kullanmıştı.

Kamuoyu bu olay için de başta Mehmet Ağar ve Tolga Ağar ile ilgili adım atılmasını bekliyor.

 

 

Rabia naz cinayeti

'Rabia Naz Vatan'a ne oldu?' sorusu 6 yıldır yanıtsız: 'Katili halen koruyorlar’

Önce intihar süsü verilen ardından soruşturma dosyası kapatılan Rabia Naz Vatan’ın ölümünün üzerinden 8 yıl geçti. Rabia Naz için adalet arayışı sürüyor. Rabia Naz Vatan’ın ölümünün üzerinden 6 yıl geçti. 8 yıl önce ağır yaralıyken evinin önüne bırakılan Rabia Naz Vatan konuşamıyordu. Kendisine ne yapıldığını anlatamadı. Son kez 12 Nisan 2018'de babasının elini sıktı ve 11 yaşında hayatını kaybetti.

Rabia Naz Vatan’ın nasıl öldürüldüğü hâlâ bilinmiyor. Cinayetin ardından başlatılan soruşturma süreci siyasi müdahaleler nedeniyle ilerleyemedi. Polis ve savcı ölümün ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak üzere görevini yapmadı. Önce intihar süsü verildi, sonra soruşturma dosyası kapatıldı. Vatan’ın ölümüne ilişkin tek bir kişi dahi yargılanmadı. Kızının ölümünün üzerinden geçen 8 yıla rağmen hâlâ adalet sağlanmadığına dikkat çeken Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan şunları söylemişti: “8 yıldır Rabia Nazımızın adaletinin mücadelesini veriyoruz. Bugün 8’inci yılındayız. 12 Nisan 2018 akşam üzeri Rabia Nazımızı can çeker haliyle bedenini yolun kenarına, evimizin olduğu yere bırakıp kaçtılar. Olayı o andan itibaren bir trafik kazası olarak sunmuşlardı. Hastaneye yetiştiğimizde saat 18.21’di ve o andan itibaren Rabia Nazımız yaşıyordu, ayağında ağır yarası vardı. Bulunduğu yerde sürtünme, kan gibi hiçbir iz yoktu. Hastanede elimi sımsıkı tutmuştu. Sonrasında müşahede kısmında ellerimizi ayırdılar ve saat 19.00’dan itibaren acı haberini aldık doktorundan. 'Katili halen koruyorlar’ Saat 23.00 civarı evimizin olduğu yere geldim. Gelir gelmez okul çantasının bulunduğu yerde olmadığını fark ettim. O saatten itibaren çantası her yerde arandı. Hatta olay yeri inceleme polisi saat 18.50 ile saat 20.00 arası terasta da inceleme yapmış, video kaydı yapmadan inceleme yapmış kasıtlı olarak. Okul çantasını saat 21.00’den itibaren terasa bırakmışlar ve saat 21.00’de olay yeri inceleme polisi terasa tekrar gelmiş ve saat 22.50’de okul çantası bulundu. O günden bu yana biz Rabia Naz'ımızın katilinin yargılanması için mücadele ediyoruz fakat hepinizin de tanık olduğu gibi katili halen koruyorlar.”

Şaban Vatan sözlerini şu şekilde sürdürmüştü:

'Devletin en üst kademesinde olan herkes katilleri biliyor’

Vicdansızların vicdanı çürümüş hale gelmiş durumda. Katili korudular. Herkesin isteği bir an önce katiller yargılansın, hak ettiği cezayı alsın ve almalıdır. Artık devletin en üst kademesinde olan herkes bu durumun tüm detayını biliyor. O dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu katilleri bizzat biliyor. Ayrıca Adalet Bakanı Abdülhamit Gül bizzat katille 2 defa cep telefonundan arayarak görüşme yaptı. Bunu biz net olarak biliyoruz. TBMM’de kurulan komisyonda olayın örtbas talimatını veren dönemin eski bakanını korumak için her şeyi yaptılar. Bugün kendisi milletvekili dahi değil ama hâlâ yargılamıyorlar. Hakkında soruşturma devam ettiği halde hâlâ bir işlem yapmıyorlar.

'Kızımızın ruhu artık huzura kavuşsun’

Rabia Naz 11 yaşında küçücük bir çocuktu. Onu bizden koparıp aldılar. Onu arkadaşlarından koparıp aldılar. Hepimizin içinde kanayan yarasıdır Rabia Naz. Bir nebze olsun içimize ferahlık verecek olan adaleti istiyoruz. Hiçbir annenin babanın evlat acısını dindirecek çare yoktur ama herkesin adalete ihtiyacı var. Kızımızın artık bu saatten itibaren ruhu huzura kavuşsun. Onun hakkında türlü iftiralar attılar, her türlü yalanı söylediler. Katilleri korumak için bütün vicdansızlığı yaptılar. Artık gereği yapılmalı, katiller hak ettiği cezayı almalı. Bu ülke hukuk devleti ise katiller hak ettiği cezayı almalı. Bu ülke hukuk devleti ise yeni dönem Adalet Bakanımız Yılmaz Tunç'a sesleniyorum; eğer 'bu ülke hukuk devletidir' diyorsanız katiller yargılanarak hak ettiği cezayı alsın.”

 

Ne olmuştu?

11 yaşındaki Rabia Naz Vatan, 8 yıl önce bugün 12 Nisan 2018’de Giresun’un Eynesil ilçesindeki evlerinin önünde yaralı halde bulundu ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Yerel bir gazete Rabia Naz’ın ölümünü “Kaza geçiren kız çocuğu vefat etti” başlığı ile haber yaptı. Ulusal basında da “Otomobilin çarptığı çocuk öldü, sürücü kaçtı” başlıklı haberler yayımlandı. 28 Ağustos 2018’de baba Şaban Vatan, 11 yaşındaki kızının ölümü üstünden 5 ay geçmesine rağmen soruşturma dosyasında hiçbir ilerleme kaydedilmediğini ve Rabia Naz’ın ölümünün polis kayıtlarına “intihar” olarak geçtiğini Twitter hesabından duyurdu. Gazeteci Metin Cihan’ın sosyal medyada işlemesi üzerine olay ülke gündemine girdi.

Giresun Adli Tıp şube müdürlüğünce hazırlanan adli tıp raporunda Rabia Naz Vatan'ın "genel beden travmasına bağlı omur, kalça ve etraf kırıklarıyla birlikte iç organ yaralanması"na bağlı olarak ölüm sebebi yüksekten düşmeye bağlı genel beden travması olarak gösterilmiştir.

Yayın yasağı kararı veren savcı DNA örneğini Rabia Naz’dan alınan örnekle karşılaştırmadı

28 Ağustos 2018’de Trabzon Adli Tıp Kurumu’ndan bedensel travma sonucu ölüm gerçekleştiği görüşüyle adli tıp raporu verildi. Vatan’ın başvurusuyla Hacettepe Adli Tıp Kurumu’ndan alınan raporda ise olası ölüm sebebinin araç çarpması olduğu belirtildi. Fakat Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Hacettepe Üniversitesi’nden alınan raporda ölümün nedeninin yüksekten düşme sonucuyla meydana geldiği ifade edildi. Savcı dosyaya ilişkin yayın yasağı getirdi ve metruk evin ahırında bulunan DNA örneğinin Rabia Naz’dan alınan örneklerle karşılaştırılması talebini işleme almadı. Savcının bu kararı da sonradan ortaya çıktı.

Meclis’te komisyon kuruldu

Bu süreçte Rabia Naz’ın ölümüne ilişkin kamera kayıtlarının silindiği ortaya çıkarken, Rabia Naz’ın üzerinde talaş parçalarının bulunduğunu beyan eden ambulans şoförü de ifadesini değiştirdi. 17 Temmuz 2019’da Rabia Naz cinayetine ilişkin olarak Meclis'te araştırma komisyonu kuruldu. 7 Temmuz 2020 tarihinde Meclis Araştırma Komisyonu, Rabia Naz’ın ölümüne ilişkin raporunu tamamlayarak Meclis Başkanlığı’na sundu. CHP ve HDP’li vekillerin muhalefet şerhi koyduğu raporda olay yeri inceleme ekiplerinin gerekli özeni göstermediği, delillerin kaybolduğu, otopsi sürecinde eksiklikler bulunduğu tespiti yapıldı. Raporda ise “Soruşturma sürecine müdahaleyi doğrulayacak bilgi yok” denildi.

TBMM'de raporun görüşülmesinin ardından savcılık, Rabia Naz dosyasında takipsizlik kararı verdi.

ATK ‘çatıdan düşme’ dedi

Rabia Naz Vatan’ın ölümüne ilişkin hazırlanan adli tıp raporunda “Çocuğun ikamet ettiği evin terasından yan tarafta bulunan yeşillik alana düşme sonrası sürünerek yaralı olarak bulunduğu yere (yaklaşık 6-7 metre) ulaşabileceği oy birliği ile mütalaa olunur” denilmişti. Baba Şaban Vatan “Beli kırık, kalça kırık, ayak kopuk, diğer ayak kırık, sol el bilek hasarlı, sırt üstü dirsekleriyle sürünebilirmiş. Yazıklar olsun” diyerek karara tepki göstermişti.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Nurettin Canikli, Rabia Naz'ın ölümünün aydınlatılması için mücadele eden baba Şaban Vatan hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu gelişmenin ardından Baba Vatan’ın mahkeme kararıyla akıl hastanesine yatırılmasına karar verildi. Vatan’ın akıl hastanesine yatırılma gerekçesi olarak Giresun’un Eynesil İlçesi Eski Belediye Başkanı Coşkun Somuncuoğlu ve Canikli’nin şikayetleri gösterildi. Canikli'nin cinayeti örtbas etmek istediğini iddia eden Baba Vatan hakkında daha sonra Canikli’nin şikayetiyle dava da açıldı.

 

Şaban Vatan’ın daha sonra kızının ölümüyle ilgili dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Nurettin Canikli hakkında yaptığı şikayet ise savcılık tarafından kabul edilmedi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı her iki ismin de dokunulmazlığı olduğu, ancak TBMM’de yapılacak bir oylama sonucu haklarında soruşturma açılabileceğini söyledi.

Takipsizlik kararı çıktı

Rabia Naz Vatan'ın ölümüne ilişkin soruşturma dosyasında da takipsizlik kararı verildi. Savcı takipsizlik kararında “Rabia Naz Vatan'ın ölümünün yüksekten düşmesi sonucu meydana geldiği, başkası tarafından kasten ya da taksirle öldürüldüğü yönünde herhangi bir delilin tespit edilmediği, bu nedenle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildi” dedi.

Tam 8 yıldır gizemini koruyan Rabia Naz dosyasında acılı baba Şaban Vatan, dönemin Eynesil Belediye Başkanı Coşkun Somuncuoğlu’nun kendisini tehdit ettiğini, kızının otopsisine kendisi yerine Somuncuoğlu’nun girdiğini, hatta oğlunun da Rabia Naz’ı gördüğüne dair yalan söylediğini iddia etmişti.

Bu dava da toplumsal vicdanı yaralamaya devam ediyor. AKP’li eski bakan Nurettin Canikli ve Giresunlu yerel AKP’li siyasetçilerin bu konuda soruşturmaya tabi tutulması beklentiler arasında.

****

Nadira Kadirova Yeniden Gündemde

AKP'li Şirin Ünal'ın evinde şüpheli şekilde ölü bulunmuştu: Nadira Kadirova yeniden gündemde

Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin 6 yıl sonra yürütülen soruşturmada ortaya çıkan gelişmeler, şüpheli kadın ölümlerini tekrar gündeme getirdi. CHP’li Aylin Nazlıaka, AKP'li Şirin Ünal'ın evinde ölü bulunan ve intihar ettiği öne sürülen 23 yaşındaki Özbekistanlı Nadira Kadirova’yı yeniden hatırlattı. Gülistan Doku’nun kaybolmasından 6 yıl sonra yürütülen soruşturmadaki gelişmeler diğer şüpheli kadın ölümlerini de yeniden gündeme taşıdı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, Gülistan Doku soruşturmasında ortaya çıkan gelişmelerin ardından, Türkiye’de "şüpheli ölüm" olarak kayıtlara geçen olaylara ilişkin açıklamada yaptı.

 “O Dosya Tekrar Açılmak Zorunda”

7 yıl önce eski AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın Ankara’daki evinde ölü bulunan ve intihar ettiği iddia edilen 23 yaşındaki Özbekistanlı Nadira Kadirova'nın şüpheli ölümünü hatırlattı: "Nadira Kadirova, eski AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde cansız bedeni bulundu. ‘İntihar etti’ denildi ve dosyada birçok çelişki vardı ama niyeyse takipsizlik kararı verildi. İşte o dosya şimdi tekrar açılmak zorunda."

Açıklamasında şüpheli şekilde hayatını kaybeden kadınları sıralayan Nazlıaka, şöyle devam etti: "Hepsinin dosyası “şüpheli” denilerek karanlığa bırakıldı. Firdevs Babat, İlayda Zorlu ve daha niceleri… Bu dosyalardaki bazı failler, 'Arkamda devlet gücü var' dediler. Bu dosyalar yeniden açılmalı; adı geçen tüm kamu görevlileri soruşturulmalıdır. En üst düzeyden en alt kademeye kadar tüm sorumlular yargı önünde hesap vermelidir. Üzeri kapatılan her dosya, kamu vicdanında derin bir güvensizlik yaratıyor. Ülkeyi yönetenleri göreve davet ediyoruz."

Ne Olmuştu

Özbekistanlı 23 yaşındaki ev işçisi Nadira Kadirova, AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın hasta eşine bakıcılık yapıyordu. Kadirova, 23 Eylül 2019'da Ünal'ın Ankara'daki evinde ölü bulunmuştu.

 

Ünal'ın silahıyla intihar ettiği iddia edilen Kadirova'nın otopsi işlemlerini bizzat Ünal'ın şoförü takip etti ve Adli Tıp'ta normalde uzun süren işlemler bir günde tamamlanmıştı. Otopsi işlemlerinin hızlı bir şekilde yapılmasının ardından memleketinde toprağa verilmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise Kadirova’nın ölümüne "intihar" diyerek, bu durumu şöyle açıklamıştı: "Kadirova'nın, Şirin Ünal'a ait silahı ve bir adet mermiyi dolap içerisinden alarak sakladığı, olay günü odasının kapısını kilitleyerek söz konusu silahı kalp üzerine dayayıp bir el atış yapmak suretiyle intihar ettiği… Kadirova'yı intihara azmettiren, teşvik eden, intihar kararını kuvvetlendiren ve intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi ya da kişilerin bulunmadığı anlaşılmıştır" tespitlerine yer verilmişti."

Silahta Parmak İzi Tespit Edilememişti

Ankara Emiyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü’nün savcılığa gönderdiği ve “takipsizlik” kararına giren raporda ise “Olayda kullanılan Baretta marka silah üzerinde parmak izi tespit edilemediği” belirtilmişti.

Kriminal raporda ise Kadirova’nın elinde atış artıklarına rastlanmadığına işaret edilmiş ve olaydan 5 saat sonra yapılan ölü muayene işleminde de Kadirova’nın tahmini ölüm saatinin 3-36 saat öncesinde olabileceği ifade edilmişti. Olaya ilişkin Ankara Cumhuriyet Savcılığı 2 Mart 2020 tarihinde takipsizlik kararı vermiş, Kadirova ailesinin avukatı Prof. Dr. İlyas Doğan’nın yaptığı itiraz ise 7 Mayıs günü reddedilmişti.

Ardından Kadirova ailesinin avukatı Prof. Dr. İlyas Doğan, itirazın reddedilmesi kararına ilişkin, “Nadira Kadirova cinayetine ilişkin itirazımız Ankara Sulh Ceza Hakimliğince 11 kelimeden ibaret bir kararla reddedilmiştir. Kararın tebellüğünden itibaren bütün yasal başvurular yapılacaktır. Masum bir insanın hayattan koparılışı burada kapanmayacaktır” demişti.

Bu dört olayda ve daha bir çok kadın cinayetinde hukuk’un işletilmesi sorumluların gerekli cezaları alması kamuoyu vicdanının beklentisi olmaya devam ediyor. Güçlünün hukukunun değil, hulkukun gücünün hayata geçirilmesi gerekiyor.

Kaynaklar:

Sol Haber, Bianet, T 24, Cumhuriyet, Ekonomik Nokta, Birgün, Anka Haber Ajansı, Halk TV

World Media Group (WMG) Haber Servisi




ETİKET :   kadin-cinayetleri

Tümü
G-E326TP51F5