
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Bu hafta yine Türk milleti toplantımıza başlıyoruz. Anayasadan çıkarılmak isteyen Türk milleti. Ama Türk milletini ne anayasadan ne tarihten ne de Orhun Abidelerinden çıkartabilirler. Hiç kimsenin gücü Türk milletini bir yerden çıkartmaya yetmeyecek. Bu hafta başında 2026-2027 eğitim ve öğretim yılı başladı. 17 milyona yakın gencimiz okullarda eğitime başladılar ve ne yazık ki Milli Eğitim çok başarısız bir şekilde yönetiliyor AKP iktidara geldiği günden bu yana ve bunu da bütün sonuçlarda görmek durumundayız. 24 yıllık AK Parti iktidarı sırasında 9 tane Milli Eğitim Bakanı değişti ve eğitim bu süreç içerisinde sürekli kademe kaybederek aşağı doğru inişini gerçekleştirdi. Şimdiki Milli Eğitim Bakanı, ben ona 'gayri milli eğitimsizlik Bakanı' diyorum. Doktorada benim öğrencimmiş, nasıl benden geçti hâlâ anlamış değilim. Keşke elimde eski ödevler olsaydı da baksaydım.
Ve şimdi bu Milli Eğitim Bakanının yönettiği eğitimin nasıl bir felaket içerisinde olduğunu resmi rakamlarla ortaya koyalım istiyorum. ÖSYM resmi verilerine göre bu yıl TYT, Temel Yeterlilik Testi bu. 2 milyon 254 bin öğrenci girmiş ve ortalama doğru sayıları şöyle: 40 soruda matematikte 6,4, fen bilimlerinde 20 soruda 3,9. Bir de 4 yanlış bir doğru cevabı götürdüğü düşünülürse o zaman ortalamalar daha da düşüyor ve 67 bin 87 öğrenci hiç puan alamamış, yani sıfır çekmiş. Sınav isimleri de sürekli değişiyor. TYT, AYT, DYT, ÖSS, LGS gibi kısaltmalardan sanki kimyadaki elementler tablosuyla karşı karşıyayız. İnanılır gibi değil. Ancak yıllardır üniversite giriş sınavlarında ortalama doğru sayılarına bakıldığında eğitimin ne kadar verimsiz ve başarısız olduğunu da görüyoruz. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli. İsim de çok dehşetli ama bu isimden İstiklal Harbi, Kurtuluş Savaşı çıkarılmış. Atatürk'e mümkün olduğunca az yer verilmeye çalışılmış. Bilim ve teknoloji derslerinin yerini sivil toplum örgütleri diyerek cemaat ve tarikatlara açan AKP türü bir eğitimle karşı karşıyayız.
Onun için geçen hafta okullar açılırken sevgili öğretmenlere yapmış olduğum çağrıyı tekrarlamak istiyorum. Sevgili öğretmenler, beni de lütfen kendinizden birisi kabul edin. Ben de yıllarca üniversitede öğretmenlik yaptım ve onun için sizin ruh halinizi, tavrınızı gayet yakından bilenlerin başında geliyorum. Öğretmenliğin ne demek olduğunu bilen bir siyasetçi ve genel başkanım. Öğrencilerinize Atatürk'ü, İstiklal Harbi'ni, Kurtuluş Savaşı'nı bu kavramları kullanarak anlatmaya devam edin. Eğer okulunuza gelirse gayri milli eğitimsizlik Bakanına da Kurtuluş Savaşı'nın Osmanlı'dan kurtulmak için verilen savaş olmadığını anlatın. Gerçi kendisi bu arada bir de profesör unvanı aldı, daha doğrusu verdiler. Bu rejimin, saray rejiminin özel yasalarla pışpışlayarak bu noktaya getirdiği bir zat ama Kurtuluş Savaşı'nın anlamını dahi bilmiyor. Sınıfta yakalarsanız oturtun bir sıraya, öğretin ona. Matematik ve fen bilimleri öğretin. Tarihimizi ve kültürümüzü öğretin. Türk kimliğini ve Türk bilincini, Türklük bilincini aşılayın öğrencilerinize ve unutmayın, gençlerimiz size emanet ve aynı zamanda tabii Türkiye'nin geleceği de sizin yetiştirdiğiniz gençlere emanet.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, AK Parti sözcüsü Ömer Çelik hafta içinde yaptığı basın toplantısında Irak'ta PKK bağlantılı yapıların silah bırakmaya başlayacağını ve bu yapıların devlet kontrolüne alınmasını takip edeceklerini söyledi. Sayın Çelik'in bahsettiği konu, Sincar bölgesindeki PKK bağlantılı unsurların Irak devletine silah teslim etmesi. Bakın, Irak devletine silah teslim etmesi ve bunların duruma uygun olanların Irak güvenlik güçlerine entegre olmasını kapsıyor. E o zaman nasıl silah bırakıyor? Bir silahı bırakıyor, eline başka bir silah mı alıyor? Yoksa silahsız mı Irak güvenlik güçlerine entegre olacak? Yoksa Irak güvenlik gücü diye bahsettiğiniz aslında Barzani ve Talabani'nin adamları mı? Buradan AK Parti yetkililerine soruyoruz, sizin silah bırakma dediğiniz işlem böyle yabancı ülke orduları aracılığıyla mı yapılacak? TSK ve MİT ne ölçüde bu işlemin içerisinde olacak? Çünkü Sincar bölgesinde PKK için Irak-Suriye bağlantısını kontrol etmesi nedeniyle bu bölge olağanüstü önemli. Bu nedenle 2014 IŞİD saldırısı sonrası PKK bu bölgeye yerleşip sözde özerk bir alan ilan etmişti. Şimdi içinde TSK ve diğer Türk güvenlik birimlerinin olmadığı bir silah teslimi sürecine nasıl güveneceksiniz? PKK, Sincar gibi kritik bir geçiş ve üs bölgesini bu kadar kolay bırakmaz diye düşünüyoruz ve Suriye'de yapıldığı gibi isim değişikliğiyle varlığını sürdüreceği anlaşılıyor. Bakın, bu çok önemli arkadaşlar. Demek ki varlığını sürdürecek burada Sincar'da. Burada silah bırakma olacaksa daha önce silahlanan Ezidiler, bunlardan Haşdi Şabi'ye katılanlar ve bölgedeki PKK varlığının ayrı ayrı envanteri çıkarılmalı ve silahların muhakkak adli suç incelemesi yapılmalıdır. Envanter çıkarmadan, sayılmadan, kontrol edilmeden ve adli suç araştırması yapılmadan silah teslimi işlemi yapıldığını söylemek gayri ciddi bir işlemdir ve inandırıcı da değildir. Biz zaten PKK'ya çıkardığınız affa ve bu sürecin tamamına karşıyız. Ancak siz yapacağınızı söylediğiniz şeyi bile doğru dürüst yapmama kararlılığındasınız anlaşılan. Böylesi zayıf ve yanlış bir işlemi kabullenmek devlet aklı ciddiyeti ve sorumluluğuyla bağdaşmaz. Buradan AK Parti hükümetini bir kez daha uyarıyor ve yapılacak yanlışların tarihi vebalinin büyük olacağını Terörsüz Türkiye derken teröre teslim olmuş bir Türkiye manzarasının ortaya çıkacağını ifade etmek istiyorum.
Ömer Çelik basın açıklamasında yine 'Yeni anayasa ödevimiz var' dedi. Keşke şu AK Parti hükümeti anayasayla uğraştığı kadar ekonomiyle, güvenlikle, adaletle, eğitimle, tarımla uğraşsa. Bakın, 'Yeni anayasa, yeni anayasa' diyorlar. 82 Anayasası'nı değiştireceğiz diyorlar. Resmi verilere göre mevcut Anayasa, yani 82 Anayasası, sonuncusu 2017 senesinde olmak üzere 19 büyük değişikliğe uğramış. Bunların 12 tanesi AKP hükümetleri tarafından yapılmış. Anayasanın 177 maddesinin 130 tanesi değişmiş. Zaten ortada yeni bir anayasa var. Kimi maddelerde birkaç kez değişim olmuş. Yani anayasanın değişmedik yanı kalmamış. Değişmeyenler sadece değiştirilemeyecek hükümler. Şimdi sıra onlara mı geldi? Eksiğiniz bu mu? Yeni anayasada vatandaşlığı değiştirip 66. maddeyi, Türk, Kürt, Arap diye mi girişine yazacaksınız Anayasanın? Etnisite ve mezheplere siyasi haklar mı vereceksiniz? Anayasanın 127. maddesini değiştirip özerkliğin önünü mü açacaksınız? Türkiye'yi Lübnanlaştıracak mısınız? Yugoslavyalaştıracak mısınız? Anayasada tek resmi dil olarak yer alan Türkçenin yanına başka diller mi eklemeyi düşünüyorsunuz? Yeni anayasa, yeni anayasa, ulus devletten ve üniter devletten vazgeçmek için mi isteniyor? Ya da Öcalan'a ayrı bir statü hesabı mı bu çerçevede düşünülüyor? Evet, bu soruları biz Türk milleti adına soruyoruz. Yeni anayasadan çok bu ülkenin, bu ülkenin yurttaşlarının mevcut anayasanın uygulanmasına ihtiyacı var ve düşman ceza hukukunun uygulandığı bir ortamda ne yazık ki mevcut anayasa bile uygulanmıyor.
Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, AK Parti, ifade ettiğim gibi, kafayı anayasayla bozmuş ama bakın çiftçi perişan, işçi perişan, emekli perişan ve bu perişanlığı iktidar AK Parti görmüyor. 15 Eylül itibarıyla kuru üzüm alımları başladı. Piyasada referans kabul edilen 9 numaralı üzüme geçen yıl ve bu yıl verilen fiyatlara bakalım. 2025'te kilosu 120 lira, 2026'da kilosu 95 lira. Evet. Türk parası değerlendi galiba. Çiftçinin masrafı azaldı galiba. Yani 9 numara kuru üzüm geçen yıla göre yüzde 21 düşmüş. Türkiye ekonomisinde de muhtemelen düşen tek şey kuru üzüm ve paranın değeri. Başka düşen bir şey yok. Bunun dışında her şey yükseliyor. 7 numara kuru üzümden 10 numaraya kadar verilen alım fiyatları geçen yıla göre yüzde 15 ile yüzde 23 oranında düşmüş arkadaşlar. Yani siz ne demek istiyorsunuz üzüm üreticisine? Üretici 150 lira civarında alım fiyatı beklerken 100 lirayı bile göremiyor. Bırakın bu işi diyorsunuz. Bırakın tarımı diyorsunuz. Çiftçi çubuğu tasfiye edin, köyü terk edin, kente gidin, kentte bir gecekonduda yerleşin, orada hizmet sektöründe çalışın diyorsunuz. Borçlu üretici icraya girmemek için tüccara 55-60'tan bile üzüm bırakmak zorunda kalıyor. Çaresiz kalmış, iflasa sürüklenen çiftçi traktörünü satma peşinde. Durum bu kadar kötü arkadaşlar. Ve çiftçi icraya düşen borçları için Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerinden kredi peşinde koşmak zorunda ve ona da bakın, yüzde 70 gecikme faizi uyguluyorlar. Hani enflasyon yüzde 31'di? Enflasyonun yüzde 31 olduğunu söylüyorsunuz da neden gecikme faizi yüzde 70 uyguluyorsunuz? Bu nasıl bir vicdansızlık? Böyle adalet de olmaz arkadaşlar. Böyle kalkınma da olmaz.
Diğer tarafta Trakya'da da durumun farklı olmadığını görüyoruz. Trakya'da üretilen ayçiçek ve kanolada da sorun büyük. Trakya Birlik henüz alım fiyatlarını açıklamadı. Bunu da takip edeceğiz. İl başkanlarımızla Trakya'da görüşüyoruz. Hem tarımdan sorumlu başkanlığımız hem ekonomiden sorumlu başkanlığımız konuyu takip ediyorlar. Borsada oluşan fiyatların üreticinin masrafını bile karşılamadığını görüyoruz. Trakya Birlik genellikle borsadan bile düşük fiyat veriyor. Ve hatırlanacağı üzere 3 Haziran tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı buğday ve arpa fiyatlarını açıklamıştı. Destekleri de katsak buğday fiyatında yüzde 22, arpa fiyatında ancak yüzde 16'lık artış oldu. Enflasyon artışı, mazot, gübre, ilaç, tarım sigortası ödemesi derken üretici yine mağdur, masrafını bile karşılayamaz durumda.
Değerli arkadaşlar, Türk tarımı sahipsiz, Türk çiftçisi sahipsiz. PKK'yı memnun etmek için sadece anayasa konuşuluyor. Millet acıkınca anayasa mı yiyecek kardeşim? İşte AK Parti'nin Türkiye Yüzyılı vizyonunun Türkiye'yi getirdiği nokta bu. Çiftçinin perişan, borçlu ve yalnız olduğu bir Türkiye. İşçinin, esnafın, emeklinin, orta direğin açlıkla, sefaletle uğraştığı bir Türkiye. Ve tabii iktidara sorarsanız, 'Yaparsa AKP yapar.' Biz öyle demiyoruz. Vatandaş da öyle demiyor. Vatandaş, 'Yakarsa AKP yakar.' diyor. Durum o noktada. Şimdi artık ekonomide, tarımda, eğitimde, adalette, güvenlikte, dış politikada, işsizlikte, enflasyonda anlatacak bir hikâyeleri de kalmadı. Evet, uzatmaları oynuyorlar. Yeni anayasa masalları anlatılıyor. PKK ile pazarlıklar devam ediyor. Sarayda toplantılar devam ederken halktan kopuş hızlanıyor. Ve halk yoksulluk içinde kıvranıyor. Emekli açlıkla mücadeleye, çiftçi borç batağında mücadeleye devam ediyor. Sonuç? Sonuç, bir gün bu sandık gelecek. Bu sandık gelecek ve AK Parti gidecek. Türk milleti bunların hesabını iktidara muhakkak sandıkta soracak.
Biz ne yapacağız? Arkadaşlar, biz bir Zafer Partisi olarak kurulduğumuz günden beri sürdürülebilir, planlı kalkınma ekonomisini savunuyoruz. Sanayide de planlı ekonomi, tarımda da bir tarım planının Türkiye için temel ihtiyaç olduğunu biliyoruz. Tarım Başkanlığımız ‘Tarımda Zafer’ adlı raporunun son halini bu sabah teslim etti, Nihat Bey teşekkür ediyorum. Bu hafta baskıya girecek inşallah raporumuz. Ondan sonra bütün Türkiye’yi dolaşarak çiftçi örgütlerini ziyaret ederek Zafer Partisi'nin tarım programının neleri farklı yaptığını gündeme getireceğiz.
Ve değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, PKK ile pazarlıklar devam ederken benim aylar öncesinden söylediğim şeyler bu konuda da ortaya çıkıyor. İmralı'da Öcalan'a bir villa yapacaklar demiştim aylar önce, şimdi villanın yapılacağı teyit edildi. Türk halkından gelen tepkiler üzerine, 'Ya villa değil, 250 metrekarelik evcik.' diyorlar. Ne oluyor arkadaşlar? Bahçe içinde 250 metrekarelik, iki katlı olunca buna villa denmiyor mu? Evcik mi oldu bu şimdi? İnanılır gibi değil. Ya çok merak ediyorum, acaba bu villa sıvasız mı olacak? Evet. Bu villa sıvasız olmalı. Buradan villayı yapanlara sesleniyorum. Bu villanın sıvasını atmayın. Sıvasını atmayın ki yüzlerce sıvasız şehit evi hatırlansın. 250 metrekare. 15 bin şehit verdi bu ülke. 250'ye bölün bakayım, her metrekaresine kaç şehit düşüyor? Evet, Öcalan böyle bir villada oturacak. Böyle bir villada çalışmalarını sürdürmeye başladı bile. Ama villaya taşınmak için statüsünü bekliyormuş. Bir de burası çok büyük. Burayı tek başıma ben çeviremem diyormuş. Demek ki yanına taşınacaklar da olacak. Kimlerin taşınacağını aşağı yukarı biliyoruz. Onu da zamanı gelince söyleyeceğiz.
Tabii, bir taraftan bu villa rezaleti de devam ederken, öte yandan PKK'lı terörist ölüleri için taziye toplantıları yıllar sonra yapılıyor. Ve bunu takiben Diyarbakır ve Mardin gibi şehirlerimizde Türkçenin yanında Kürtçe yazılı belediye tabelaları ve trafik levhalarının sistematik olarak arttığını görüyoruz. Anayasamızın arkadaşlar, üçüncü maddesi, 'Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür, dili Türkçedir.' der. Yani Türkçe, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün temel harcıdır. Bu bakımdan Türkiye'de kamu hizmetleri görülen her alanda bir tek lisan kullanılabilir. O da Türkçedir. Yasa, anayasal düzen bu. Durum böylesine açıkken PKK'nın siyasi kolu konumundaki partilerin uzun yıllardır Türkçeye saldırdıklarını ve bölgede çok dilli, çok etnisiteli, çok mezhepli, bölünmüş, gevşek bir yapıyı amaçladıklarını görüyoruz. Sur Belediyesi'nin bu konudaki bir girişimi 2007'de Danıştay tarafından hak ettiği karşılığı almış ve başkan görevden alınırken belediye meclisi lağvedilmişti arkadaşlar. Bu hukuki statü devam ediyor. Danıştay'ın bu kararı geçerliliğini sürdürüyor.
Şimdi ikinci terörle müzakere hevesleri artan ve şımaran, saldırganlaşan, provokatif açıklamalarını, Sırrı Sakık’ın yaptığı gibi her geçen gün arttıran kimi çevreler, sanki memleketimizin toprakları üzerinde ayrı bir devlet kurulmuş gibi tabela değiştirme hevesine kapılmışlar. Ve bunu da kültürel amaçla değil, siyasi bölücü amaçla yapıyorlar. Bu hukuksuz, haksız ve rezil saldırıya Zafer Partisi olarak sessiz kalmayacağız. Milletimiz adına, aziz şehitlerimizin mübarek hatıraları ve kahraman gazilerimiz adına, bu basın toplantısı bittikten sonra topluca adliyeye gidecek ve bu ihanete karşı Cumhuriyet Başsavcılığımıza suç duyurusunda bulunacağız arkadaşlar. Ayrıca belediye meclislerinde alınmış kararlar varsa bunların iptali için, yürütmeyi durdurmak için idari yargıda da dava açacağız. Zafer Partisi olarak duruşumuz net, yönümüz belli ve bu konuda da ısrarcıyız. Bu bağlamda ikinci terörle müzakere süreciyle gözü dönmüş bir şekilde Türk vatanının birliğine ve bütünlüğüne, dağlardaki yazılara salyalarıyla saldıranlara karşı, Türk düşmanlarına karşı, anayasanın ilk dört maddesine karşı olduğunu söyleyenlere karşı, emperyalizmin uşağı olmuş bölücülere karşı ve hâlâ siyasi matematik hesabı yapıp fakat gerçekten Atatürk'ün bıraktığı Cumhuriyeti savunmayan bir tavır içinde olanlara karşı Atatürk Cumhuriyeti'ni kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Bugün Kozinoğlu soruşturması kapsamında Hasan Atilla Uğur hakkında gözaltı kararı verildi. Bu gözaltı kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Öncelikle bu soruşturmanın başlamasını doğru buluyoruz. Kaşif Kozinoğlu FETÖ tarafından hedefe konulmuş, FETÖ tarafından hapsedilmiş ve bizim yıllardan beri söylediğimiz, FETÖ tarafından da şehit edilmiştir. Şu ana kadar açık kaynaklardan okuduğumuz bilgiye göre FETÖ'cü olduğundan şüphelenilen bir gardiyan da hemen 15 Temmuz sonrasında yurt dışına kaçmıştır. Hadisenin bu çerçeve üzerinden araştırılmaya devam edileceğini düşünüyorduk. Ama bu sabah söylediğiniz gibi iki kişi, ki bunların ikisi de hücre arkadaşı, gözaltına alındılar. Neden gözaltına alındıklarına dair hiçbir net bilgi mevcut değil. Umarım sorgularından sonra olayla bir suç şeklinde ilişkilerinin olmadığı tespit edilir. Bilgi alındıktan sonra serbest bırakılırlar. Özellikle Hasan Atilla Uğur'un daha önce FETÖ tarafından haksız bir şekilde beş seneyi aşkın bir süre hapishanede tutulduğu düşünülürse, bir daha kendisine haksızlık yapılmaması gerekir diye düşünüyoruz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Dün partinizle alakalı birçok sosyal medyada konuşmalar oldu partinizin 10 ismi ihraç ettiğine dair Genel Sekreter Cezmi Polat'ın açıklamaları yer aldı. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna verdiği yanıt:
“Ali Dinçer Çolak Zafer Partisi'nde Genel Başkan Yardımcısı olan arkadaşımızdır. Hâlâ Genel Başkan Yardımcısıdır ve tedbirli olarak sevk edilmemiştir. Yani görevinin başındadır. Bir hukuki zorunluluk hasıl olduğu için disiplin kurulunun işlemi gerekmiş ve bu çerçevede işlem yapılmıştır. Eğer aksi bir tavrımız olsaydı hem görevden alınır hem de tedbirli sevk edilirdi. Bu bir hukuki zorunluluğun neticesinde yapılmış bir işlemdir. Ve konuyu Disiplin Kurulu doğru bir zeminde halledecektir diye düşünüyorum.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Anayasa değişikliği konusunda referandum gündeme gelirse Zafer Partisi halkın kararına nasıl yaklaşacak? Ve sizce böyle bir düzenlemenin referanduma götürülmesi hangi şartlarda demokratik açıdan anlamlı olur?” sorusuna verdiği yanıt:
“Zaten biz anayasa değişikliklerinin referanduma götürülmesi ve Türk halkına sorulması gerektiğini düşünüyoruz. Ama bu iktidarın planladıkları değişiklikleri, yani 42. madde, 66. madde, 127. madde, 174. madde gibi değişiklikleri götürmeye cesaret edemeyeceğine de inanıyoruz.”
World Media Group (WMG) Haber Servisi
Gündem
Gündem
Gündem