
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Eylül 2026 Tüketici Fiyat Endeksi verilerine göre enflasyon aylık yüzde 1,84, yıllık yüzde 29,73 olarak gerçekleşti. Yılbaşından bu yana fiyatlardaki artış yüzde 24,32’ye ulaşırken, on iki aylık ortalamalara göre artış yüzde 31,49 oldu.
Açıklanan verileri değerlendiren Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken, enflasyondaki gerilemenin çalışanların geçim koşullarında aynı ölçüde bir rahatlama anlamına gelmediğine dikkat çekti.
Başta sağlık ve sosyal hizmetler olmak üzere kamu hizmetlerinin çok geniş bir çalışan kitlesinin emeğiyle sürdürüldüğünü belirten Akarken, kamu çalışanlarının ekonomik koşullarının yalnızca açıklanan genel enflasyon oranı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyen Özlem Akarken, “Hastanelerde, aile sağlığı merkezlerinde, sosyal hizmet kuruluşlarında ve kamu kurumlarında görev yapan milyonlarca çalışan aynı geçim sorunuyla karşı karşıya. Hekim, hemşire, ebe, tekniker, teknisyen, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, memur ve diğer kamu çalışanları için ortak sorun, maaşların temel yaşam giderleri karşısında satın alma gücünü koruyamamasıdır. Bugün çalışanların önemli bir bölümü gelirinin büyük kısmını barınma, gıda, ulaşım ve zorunlu ihtiyaçlarına ayırmak durumunda kalıyor” ifadelerini kullandı.
Kamu çalışanlarının ücretlerinin gerçekleşen enflasyonun ardından telafi edilmesinin çalışanları sürekli fiyat artışlarının gerisinde bıraktığını ifade eden Akarken, enflasyon farkının gerçek bir ücret artışı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Akarken, “Önce fiyatlar yükseliyor, memurun alım gücü düşüyor, aylar sonra oluşan enflasyon farkı maaşa yansıtılıyor. Bu sistem kamu çalışanına yeni bir refah alanı yaratmıyor; yalnızca daha önce meydana gelen kaybın bir bölümünü telafi etmeye çalışıyor. Enflasyon farkı zam değildir. Çalışanın kaybettiği satın alma gücünün gecikmiş telafisidir. Kamu çalışanlarının sürekli enflasyonun arkasından koştuğu bu ücret düzeni değişmelidir.” Dedi.
Sağlık ve sosyal hizmet alanındaki çalışanların ekonomik sorunların yanı sıra yoğun iş yükü, nöbetler, personel eksikliği ve ağır çalışma koşullarıyla mücadele ettiğine dikkat çeken Akarken, çalışanların ekonomik güvencesinin kamu hizmetlerinin niteliğinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade ederek, “Sağlık çalışanlarımız gece gündüz nöbet tutuyor, sosyal hizmet çalışanlarımız toplumun en kırılgan kesimleriyle çok ağır koşullarda çalışıyor. Bir taraftan mesleki sorumluluklarını yerine getirirken diğer taraftan kira, fatura, ulaşım ve mutfak giderlerini düşünüyorlar. Kamu hizmetini ayakta tutan çalışanların geçim kaygısının sürekli büyüdüğü bir sistem sürdürülebilir değildir.” Diye konuştu.
Kamu çalışanlarının yaşadığı gelir kaybının yalnızca enflasyondan kaynaklanmadığını belirten Akarken, yıl içerisinde yükselen gelir vergisi dilimlerinin de çalışanların net ücretlerini aşağı çektiğine dikkat çekti.
Akarken, “Memur yılın başında aldığı maaşı yılın ilerleyen aylarında alamıyor. Vergi dilimi yükseldikçe çalışanın eline geçen ücret azalıyor. Bir yandan hayat pahalılaşırken diğer yandan maaşın vergi nedeniyle düşmesi çalışan açısından kabul edilebilir değildir. Kamu çalışanlarının gelir vergisi oranının yüzde 15’te sabitlenmesi yönündeki talebimizi yineliyoruz” dedi.
Kamu çalışanlarının ücretlerinin yalnızca altı aylık zamlar ve sonradan verilen enflasyon farkları üzerinden belirlenmesinin yeterli olmadığını ifade eden Akarken; refah payının ücretlere yansıtılması, gelir vergisinin yüzde 15’te sabitlenmesi, taban aylıkların güçlendirilmesi ve sağlık ile sosyal hizmet çalışanlarının ek ödeme ve diğer mali haklarının emekliliğe yansıyacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirtti.
World Media Group (WMG) Haber Servisi
Gündem
Gündem
Gündem