Ergenekon mu? Kontrgerilla mı?

Türkiye’nin 150 yılı aşkın batılılaşma ve seküler bir hayat kurma mücadelesi; dönem dönem farklı uluslararası dengelerin devreye girmesiyle değişik durumlar ortaya çıkarabiliyor. İttihatçı ve itilafçı geleneğin uzantıları arasındaki mücadelede; iç dinamikleri ve dış dinamikleri yanına alan güçleri dominant duruma getiriyor. İşte tam da bu noktada itilafçı geleneğin küreselleşme dönemi temsilcisi; AKP iktidarı devreye giriyor. Genel sosyalist söylem; “Türkiye’yi yönetenlerin seçilmiş meclis olmadığı, atanmışların ağırlıkta olduğu MGK yapılanmasının baskın karakter olduğu” yönündedir. Ancak bu durumun son dönemde yavaş yavaş anlamını yitirdiğine tanık oluyoruz. Bunun başlıca sebebi de ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”ni hayata geçirmeye başlamasıydı.

01:38:40 | 2025-12-01
Metehan Ali Aslan
Metehan Ali Aslan      leventhaber1@gmail.com

Türkiye’de yaşanan güncel gelişmelerde taşları bütünlüklü bir şekilde yerli yerine oturttuğunuzda yukarıda bahsedilen durum gün gibi ortaya çıkıyor. ABD, AB, AKP ve Ordu’nun üst kademesini temsil eden –NATO’cu – Ulusalcı  ayrışmasında ABD’den yana tavır alan ekip - anlaşmış yapılanmalar, içeride de meclis çoğunluğu ve  iş çevrelerinin desteği ile elini tarihte hiç olmadığı kadar güçlendirip devlet bürokrasisinde, orduda ve siyasette kemalistleri tasfiye operasyonuna girişti. Operasyonun adı “Ergenekon”, Operasyonu yapanlar ise; “Kontrgerilla”... Bu on yıldır devam ediyor.

Türkiye’de kontrgerilla ve ya gladyo olarak bilinen yapılanma ile Aylardır üzerine tartışılan ve soruşturulan Ergenekon arasında bir bağ söz konusu mu? Bu sorunun yanıtını ararken aslında yapılmak istenenin ne olduğunun da ortaya çıktığını görüyoruz. Kontrgerilla, Özel Harp Dairesi, Süper Nato, Gladyo ya da bizde güncel popüler haliyle bilindiği üzre Susurluk olarak kavramlaştırılan yapılanmanın asıl amacı, Sovyetlerin geliştiği ve sosyalizmin prestijinin tüm dünyayı sarıp sarmaladığı dönemde, Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Asya’da yükselen sol muhalif güçlerin sindirilmesine ve iktidara yaklaştıkları dönemlerde bu yönetimleri ortadan kaldırıp, ABD güdümündeki yapılanmaların devamını sağlama amacı taşımaktaydı.

Cuntalara zemini kim hazırlar?

1970-1980 arasında bu plan İran dışında işletilebildi. Yunanistan’da kurulan Cunta, Türkiye’de Kenan Evren ve ordunun üst kademesiyle gerçekleştirilen darbe, Pakistan’da Zülfikar Ali Butto’nun devrilmesi, Latin Amerika’da Allende’nin elinden iktidarın alınması ve Pinochet cuntasının kurulması. ABD ve CIA eliyle organize edilen kontrgerilla faaliyetleri ve ardından gerçekleştirilen darbeler, bu ülkenin dünya hegamonyasına halkalar eklemeyi amaçlamaktaydı.

1980 – 1990 arasında ise artık SSCB çözülmüş “dünyada sosyalizm tehdidi” ortadan kalkmıştı. Şimdi CIA eliyle organize edilen bu yapılanmaların ortadan kaldırılması gerekiyordu. Çünkü tek kutuplu dünyada  devletler içinde örgütlü silahlı bu güçler silahlarını ‘dünyanın jandarması’ ABD’ye çevirebilir –çıkarları o dönemde çakışanlar- bu dönemde çıkar çatışması yaşayabilirdi.  İşte tam bu zamanlarda İtalya’da başlayan “temiz eller” operasyonu ortaya çıkıyordu. Avrupa devletleri ilk temizlik harekatını gerçekleştiriyordu bu şekilde. Ardından diğer Avrupa ülkelerine sıra gelecekti. Yunanistan’da ‘17 Kasım Örgütünün’ onca yıl sonra bir gecede çökertilmesi de bu zincirin son halkası oluyordu. Aslında durum biraz karışıktı. 1974 Yunan cuntasının Politeknik işgali yapan öğrencileri tanklarla ezerek öldürmesi üzerine kurulan ‘17 Kasım Örgütü’ zamanla Yunanistan devletinin çıkarlarıyla paralel eylemlere imza atmaktaydı.

Sıra yavaş yavaş Türkiye’ye  gelmişti ama tek kutuplu dünya da da olsa Türkiye’deki derin devlet geleneği bu coğrafyada çok daha eskilere gidiyordu. Kökü derinlerdeydi. Gün yüzüne çıkarılması da bir o kadar zordu. Bazen devletin ta kendisi oluyordu. Susurluk’ta kamyona çarpan siyah bir mercedes içinde; bir polis şefi, bir aşiret ağası milletvekili ve 1970’lerin ülkücü lideri yeni mafya bir aradaydı. Bu kökü derinlerde olan devletin mikro bir hücresi olabilirdi.

Batı - Doğu Ekseni

Ergenekon Operasyonu ve  yukarıda bahsettiğimiz kontrgerilla ile bağlantısı üzerine ise biraz düşünmek gerekiyor. Kontrgerilla ile bu gün ergenekon adı verilen yapılanmanın benzerliği kadar farklılığı da söz konusu. Bu davanın savcısı yurtdışına kaçan savcısı Zekeriya Öz; bu güne kadar varlığı inkar edilen kotrgerillanın varlığını kabul ediyor ve bu yapılanmanın “komünizm tehlikesine” karşı NATO tarafından kurulduğunu belirtiyor. Bu yapılanmanın sonradan meşru zeminden çıktığını “terörist faaliyetler” içine girdiğini söylüyor. İşte bu yapılanmanın adına da ‘Ergenekon Terör Örgütü’ diyor. Kontrgerilla vardı meşruydu; Maraş, Çorum, 1 mayıs 77, 16 Mart İstanbul Üniversitesi katliamlarını gerçekleştirirken ve ABD’nin ‘bizim oğlanlarının’ gerçekleştirdiği 1980 darbesine zemin hazırlarken meşruydu, ancak ABD güdümünden çıkan bazı unsurların Ergenekon yapılmasını oluşturması illegal bir durumdu. Savcının hazırladığı iddianameden çıkan sonuç bu...Şu şekilde teorize edersek; Kontrgerilla ABD ekseninde değişik eylemler yaparken ve Okyanus ötesinin çıkarlarını coğrafyamızda eyleme geçirirken ses çıkarmayanlar, Avrasya eksenine yüzüne dönen bir takıma karşı operasyonlara girişiyor. Burada en çarpıcı ifadeyi Prof. Mehmet Haberal dillendirdi; “Ben Amerikan yanlısıyım, Beni niye tutukladınız.”

Burada kurguyu Türkiye’nin NATO’ya girişiyle başlatmak ve buradan sonuçlar çıkarmak sağlıklı olur. Yani “kontrgerillanın bozulmuş hali Ergenekondur” onun dağıtılması demek kontrgerillanın dağıtılması anlamına gelmiyor. Hatta etki alanını daha da genişletmesi anlamı taşıyor.

Ergenekon ve ya kotrgerilla, adına her ne derseniz deyin, bu yapılanmayla hiçbir bağı olmayan kamuoyunda sol - kemalist olarak tariflenen aydın-yazar ve sanatçıların Silivriye kapatılması bu tavrı keskinleştirirken, 12 Eylül referandumu ardından, sosyalist çevrelere dönük operasyonlar, AKP yanında saf tutan ‘sosyalist ve liberallere’ tepkiyi büyütmüştü.

Muhalif  Sindirme Operasyonu

Son yirmi  yıllık AKP iktidarı döneminde;  kemalistler,  tüm muhalifler  ve sosyalistler üzerindeki baskılar günden güne artmaktadır. Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davaları olarak kamuoyuna yansıtılan bu operasyonların çökmesinden sonra Türkiye’nin kurucu ve hali hazırda birinci partisi CHP üzerindeki baskılar; AKP iktidarına dikensiz gül bahçesi yaratma amacı taşımaktadır. Türkiye ileri demokrasi yerine ‘polis – yargı  devletine’ doğru yol almaktadır. Bu durumdan çıkış ise; AKP’nin baskı altına aldığı tüm kitlelerin topyekün muhalefetiyle gerçekleşebilir.

World Media Group (WMG) Haber Servisi




ETİKET :   ergenekon

Tümü
G-E326TP51F5